www.mertdost-fm.tr.gg
  SİVAS-ZARA
 






10,ZARA BAL VE KÜLTÜR FESTİVALİ SONA ERDİ. 


Zara Hakkında

Coğrafi Konumu : İlçenin yüzölçümü 2456 km karedir. Zara’nın kuzey bölümü Kara Bölgesine girmekle beraber genellikle toprakları Kızılırmak havzasındadır . Kızılırmak'ın geçtiği ve aynı yönde uzanmış geniş ve ovamsı bir vadi; Kızılırmak vadisi içerisinde kalan ilçe merkezinde yükseklik 1350 m. olduğu halde bu havza dışında ortalama yükseklikler 2000-2500 m. civarındadır. Karadeniz bölgesinin ikinci sıradağları Zara sınırları içerisine girerler. Kuzey yönünde Karaçam, Tekeli (2621 m.) Beydağı (2792 m.), Gürlevik Dağı (2676m.)

Yılanlı (2200 m.) ve Karababa Dağlarıyla çevrilidir.


İlçenin Tarihçesi : Yapılan son araştırmalara göre ilçe ve çevresinde ilk olarak neolitik dönemde yerleşildiği sanılmaktadır. Zara- Hafik arasında höyük de yapılan kazıda neolitik dönem özellikleri gösteren çakmak taşından minik uçlar, el değirmeni taşları ve hayvan kemikleri gibi buluntular çıkmıştır.

Zara 1888 Devlet salnamesine göre Kanuni Sultan Süleyman’ın 1539 yılında bir fermanla Koçgiri Aşiretinin yerleştirildiği 1836 yılında Koçgiri adıyla nahiye , 1886 yılında kaza olmuştur. O yıllarda Zara'da biri orta öğretim okulu almak üzere 40 öğrencili Rüştiye ile toplam 16 okul bulunmaktaydı.

Erzurum Kongresine Zara Recep Efendiyi temsilci olarak göndermiş; Atatürk 2 Eylül 1919'da Erzurum'dan Sivas'a geçerken Zara'ya uğramıştır.

Milli Mücadele esnasındaki önemli olaylardan birisi de Koçgiri ayaklanması idi. O zamanlara Zara'ya bağlı İmranlı'da nahiye müdürü Haydar Beyin Kuruçay Kazası kaymakamlığına ilişkin talebinin reddedilmesi üzerine başlayan ayaklanma 6 Mart-17 Haziran 1921 tarihleri arasında meydana gelmiş olup olay büyümeden sona ermiş, bölgede Nurattin Paşa komutasında sıkı yönetim ilan edilmiş, TBMM'nin kendi içinden seçtiği bir kurul yerinde incelemeler yapmak üzere Kasım 1921'de Zara'ya gönderilmiştir.

Atatürk, eşi Latife Hanım ve beraberinde bir heyetle birlikte Sivas'tan Erzincan'a giderken 28 Eylül 1924'te Zara'ya uğramıştır. Buradaki istirahatleri esnasında Latife Hanım yörede çocuk doğum ve bakım adetleriyle ilgili olarak çevresindekilere sorular sormuş bunun üzerine getirilen mahalli ebelerden birisi konu hakkında bilgi vermiştir. Bu seyahatin dönüşünde Atatürk ve beraberindekiler Şebinkarahisar'dan Sivas'a giderken 12 Ekim 1924 günü tekrar Zara'ya uğramıştır.

Tarihi Değerleri :

Şehitlik : 39. piyade alayı, talimgah birliği askerlerinden 1915 yılında başlayan salgın hastalığın önü alınamamış ve çok sayıda asker cephede bu nedenle ölmüştür. Bu nedenle aynı yılda herbiri 50-60 cenaze alan büyük toplu mezarlar yapılarak Zara Şehitliği kurulmuştur. Aynı yıl bir anıt yapımına başlanmış, büyük sanat değerine sahip bu anıt 1917 yılında tamamen bitirilmiştir.1939 depreminde hasar gören ve 1974 yılında tamamen yıktırılan bu anıtın yerine sembol olarak dikdörtgen şeklinde bir anıt yapılmıştır.1987 yılında ise aslına benzer bir anıt yapılmaktadır.

Çarşı Camii : Kuzey-güney doğrultuda, dikdörtgen planlıdır. Asıl ibadet alanı içerisinde dört sütun üzerine kubbe ile dikey eksenlerinde uzun kubbe ve çapraz eksenlerinde oval kubbeyle örtülü Sahınlar yer almaktadır. Kuzeybatı köşesinde çift şerefeli, kesme taş örgülü minare yer alır. Minare kaidesinde minareyi Zaralı Zade Lütfullah'ın 1809 yılında yaptırdığı yazılıdır.

Şeyh Merzuban türbesi : Zara'nın güneyinde Tekke köyü girişindedir. Kapı üzerindeki kitabeye göre 1528 yılında Şeyh Merzuban adına yaptırılmıştır. Sekizgen gövdeli üzeri kubbeyle örtülüdür. Kuzeydoğuya sonradan bir eyvan ilave edilmiştir. Kubbe üzeri pramidal sivri külaha ve çinko malzeme ile kaplanmıştır. Türbe içerisinde bir sanduka ve güneyde mihrap nişi yer alır. Alçı malzeme ile yapılmış yaldız boyalı ay yıldız ve kıvrım motifleri sonradan yapılmıştır. Türbe içinde iki kitabe vardır. Birinci kitabe 1792 tarihli olup, Şeyh İbrahim ve Şeyh Mehmet efendiler tarafından,1889 tarihli ikinci kitabede ise Şeyh Osman, Şeyh Mehmet, Şeyh İbrahim ve Şeyh Mahmut Efendiler tarafından tekrar tamir edildiği yazılıdır.

Genel Bilgiler

1.Zara'nın Adı :
İlçenin bilinen iki adı vardır. Zara ve Koçgiri. Zara adı yazılı kaynaklarda ilk olarak Selçuklular döneminde geçer. Yine aynı ad Alaaddin Keykubat- ın Şeyh Merzubân Veli- ye verdiği vakfiyelerde de zikredilmektedir. Zara-nın bu dönemden önceki adları kesin olarak bilinmemektedir. Bu adın XII. Yüzyılda yörede yaşamış nüfuzlu bir kişinin adından kaynaklandığı düşünülmektedir.Zara 1836 yılında Koçgiri adıyla Sivas sancağına bağlı nahiye, 1870 yılında da kaza olmuştur. Koçgiri ismi, Horasan-dan gelerek Dersim- e oradan da 1539 yılında Kanuni Sultan Süleyman- ın bir fermanıyla ilçeye yerleştirilen Türkmen aşiretinin isminden gelmektedir. M. Şerif Fırat, -Doğu illeri ve Varto Tarihi- adlı eserinde Koçgiri aşiretiyle ilgili şöyle bir tespitte bulunmaktadır. -Koçgiri ve sekiz aşiretin Horasan- dan gelerek Dersim-e yerleştiklerini, Alaattin Keykubat tarafından Derviş Beyaz adlı bir Alevi babasına verilen tarihi bir şecere ispat etmektedir. Sultan Alaaddin- in yine o dönemde Şah Mensur- a verdiği ayrı bir şecerede 12 Türk aşiretinin adları vardır. Bunlar arasında Koçgiri ve İzol aşiretlerinin Hormekli aşiretiyle aynı boydan oldukları söylenmektedir. Ali Kemalî -Koçgiri, aslen Hezüllü ve Hormekli aşiretinden ayrılmıştır. Valideleri Şeyh Hasanlı- dır. Seyitleri Babamansurlu- dur- demektedir. Koçgiri o devirlerde idari olarak bölgeye verilen ad olmuştur. Kaza merkezinin adı yine Zara- dır. Cumhuriyetin ilanından sonra ilçenin adı Zara olarak kalmıştır.


2.Nüfus Durumu :
2000 Yılında yapılan Nüfus Sayımına göre İlçe Merkezinin 17.845, 1 belde, 131 köy ve 230 mezranın ise 15.580 olmak üzere toplam 33.425 nüfusu bulunmaktadır.İlçemizde 4 mahallesi bulunan Şerefiye Beldesine bağlı 21 köy ve 11 mezrada 2.318 i erkek, 2.063 ü kadın toplam 4.096, Beypınarı Bucağı merkezi ve bağlı 14 köy de 494 erkek, 447 kadın toplam 941, Bolucan Bucağı Merkezi ve bağlı 25 köyde 717 erkek, 688 kadın toplam 1.405, Merkez Bucağına bağlı 69 köy ve mezralarında 4.588 erkek, 4.550 kadın, toplam 9.138 nüfus bulunmaktadır. İlçenin 1990 yılı sayımına göre toplam nüfusu 38.275- iken 200 yılı sayımında 4.850 azalarak 33.425 e inmiştir. Yıllık nüfus artış hızı binde -13,75 olmuştur.



3) İdari Durum :
İlçemiz Merkezinde ; 1 belde, 131 köy ve 230 mezra bulunmaktadır. Merkezde 9 mahalle, Şerefiye Beldesinde ise 4 mahalle mevcuttur. Yörenin dağlık ve engebeli yapı arz etmesi mevsim şartlarına göre ulaşım imkanlarını kısıtlamaktadır. Köylerin yol ıslah çalışmaları devam etmekte olup, kış dolayısıyla kapanan köy yolları en kısa sürede Köy Hizmetleri ekiplerince açılmaktadır.


Tarihi Dokular

a-Camiler: İlçemizde bilinen en eski cami, Kuşçu Köyü- nde 1211 yılında Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat zamanında yaptırılan ve 1981 yılında tamir edilen camidir.Bu cami 1969 yılında tamamen yıkılarak yerine yenisi yaptırılmıştır. Eski camiden geriye yalnızca kitabesi kalmıştır.

İlçe merkezindeki Çarşı Cami, halen en eski camidir. Minare kaidesinde yazılan kitabesine göre 1809 yılında Zaralızade Lütfullah Paşa tarafından yaptırılmıştır.



b. Türbeler :

Şeyh Merzuban Türbesi : Zara'ya 5 km uzaklıktaki kendi adıyla anılan mahallededir. Türbede yatan Şeyh Merzuban Hazretleri- nin asıl adı Mahmut- tur. Peygamberimizin torunlarındandır. Horasan yöresinden gelmiştir.

Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat doğu seferlerinden birisine giderken Şeyh- le görüşmüş ve tekke olarak bilinen toprakları kendine vakfetmiştir.

Pir Gökçe : İlçemiz Korkut Deresi- nde Akdeğirmen ve Kevenli köyleri yakınlarında bulunur. Yakın tarihe kadar her yıl mart ayının 3. çarşamba günü çevre köylerinin katılımı ile törenler yapılırdı. Bu törenleri yöredeki alevi ve sünni halk birlikte düzenlerdi. Önce kurbanlar kesilirdi. Bir yanda kazanlarda yiyecekler kaynarken; diğer yanda da cirit oynanır, güreşler tutulurdu. Daha sonra yemekler yenilir, halaylar çekilir, akşam olunca seneye tekrar buluşmak üzere ayrılırlardı.

Pir Gökçe- nin kimliği hakkında fazla bir bilgi yoktur. Bu konuda alevi ve sünni kesimler farklı yorumlara sahiptirler. Ancak halkımızın birleşmesini ve kaynaşmasını sağlamış bu zatın; saygın, bilge ve ulu bir zat olduğu kesindir. Bu tür insanlara her zaman ihtiyacımız vardır.



c.Mağaralar : Şehir merkezinin kuzeyinde Tolos Tepesi- nde, Hatip Mahallesi- nde Demirkazık Tepesi- nin alt kısımlarında ilk insanlar tarafından kazıldığı sanılan mağaralar vardır.

Tödürge Köyü civarındaki Kaya Mağaraları bilinen en eski buluntulardır. Sözü geçen tarihi buluntular M.Ö.2600 yıllarına kadar dayanmaktadır.

d.Köprüler : İlçede tarihi değere sahip tek köprü Tekke Köprüsü- dür. Taştan yapılmıştır. Selçuklu eseridir. Yapılış tarihi ile ilgili bir belge yoktur. Boyu oldukça kısa eni dardır. Zemini orta kısımlarında yükselir kambur bir oluk görünümündedir.

Diğer önemli köprüler yakın tarihlerde yapılan Kızılırmak Köprüsü ve Habeş Çayı üzerindeki Habeş Köprüsü- dür.

e.Höyükler : Oyuklu Höyüğü, Lafçılar Ağılı Höyüğü, Tödürge Gölü civarındaki Çil Hasan mevkînde yer alan Kültepe ve gölün batısında bulunan Tepecik Höyükleri vardır. 

 

 

 

Başkan Av. Galip Ergüt
Geleceğe güvenle bakarken, Zara`da yaşayan tüm insanları kucaklayarak, gücünü halktan alan belediyecilik anlayışımıza ve hizmetlerimize destek veren herkese teşekkürlerimi sunuyorum.
 
Zaralı İnce Halil OZANIMIZ



1917 yılında Zara'da dünyaya gelen Halil SÖYLER, küçük yaşta öksüz kaldığı için, Sivas Çocuk Yetiştirme Yurduna verilmiştir. 14 yaşına kadar yurtta kalmış, bağlama çalmasını öğrenmiştir.

Yetişme devrinde Sivas'lı ünlü sanatçılardan Hafız Halid Efendi, Feryadi,Hafız Hakkı Bey ve Divriğili Nuri Üstünses ile meşk etmiş, bu sanatçılardan etkilenmiştir. 



Sanat eğitimi görmemesi ve nota bilmemesi nedeniyle kendisini kulak yoluyla eğitime sevk etmiştir. Tambur, ud ve bağlama çalmasını biliyordu.

Devrinin ünlü sanatkarlarından Diyarbakırlı Celal GÜZELSES, Sivaslı Feryadi, Malatyalı Tamburi Fahri KAYAHAN, ve Erzincanlı Hafız Şerif ile meşk etmiştir.

İlk çıkan plağında, dinlemiş olduğunuz, "Bir Bulut Kaynıyor Sivas Elinden" (Karlı Dağlar Karanlığın Kalktı mı) uzun havasını okumuştur.

Eserlerinden bazıları: Ezim Ezim Eziliyor Yüreğim, Ağılın Altı Kenger, Kaşların Karasına , Çaya İndim Taşı Yok, Yüzük Buldum Kaşı Yok, Kiremit Bacaları, Tevekte Üzüm Kara, Kaleden İniş mi Olur?, Yağmur Yağar Bulut İner Göllerce, Gördüm ki Gülşende Edersin Nida, Güzel Bulmazsa Eşini, Döker Gözünün Yaşını, Duman Olur Dağlar Başı, Söğüt Yaprağı Yerde, Bahçelerde Badem Var, Sabah Güneşi (Bir Çinik Buğday Verdim), Kösedağı'dır.

Kalbinden rahatsız olan sanatçı,1964 yılında vefat etmiştir. 

ZARALI HALİL SİVASLILAR VAKFINDA ANILDI
Her on beş günde yapılan sıla gecesinde Zara’lı Halil TRT sanatçısı Kubilay Dökmetaş,Ahmet Turan Şan ve Hasan Keşkek’in birbirinden güzel okudukları türkülerle unutulmaz bir gün yaşattılar.Zaralı Halil’in hayatından kısa özet kesitler sunan araştırmacı TRT sanatçısı Kubilay Dökmetaş “değerlerimize sahip çıkmalıyız.Artık günümüzde Zaralı Halil’ler çıkmıyor.TRT repertuvarında yüz’e yakın türkü kazandıran Halil’in sesi destana olmayan ender sanatçılarımızdan biridir.Ayrıca bu değerleri unutmayan başta vakfımıza ve siz değerli hemşehrilerimize teşekkür ediyorum.Bizler sizler için varız şahsım TRT ekranlarında enfezle yöremiz türkülerini okumaya gayret ediyorum.Sivas kültürü bir derya .Bu derya da bizler bir noktayız” dedi.

Sanatçılarımız Kubilay Dökmetaş ,Hsan Keşkek,A.Turan Şan’ın Koro halinde okudukları Sivas türküleri tek kelimeyle muhteşemdi.Program saat 20:30’da başladı 0.1’e kadar aynı heyecanla devam etti.Misafirler doyasıya Sivas’ı yaşadılar.

Sivaslılar Vakfı İcra Kurulu Başkanı Seyit Boyraz konuşmasında”Sivaslılar Vakfı Sivas kültür Üniversitesidir.Bu mekanda ilimiz yaşanır,yaşatılır,derğerlerimiz anılır.Genç kuşaklara tanıtılır unutulmamaları için.Sivaslılar Vakfı Sivas’ın mozayiğide Yıldızelinden İmranlıya,Divriğiden Koyulhisara kadar bütün ilçelerimiz bu mekanda yaşanır.Baştanda söylediğim gibi bu mekana bizlerin ana ocağı baba ocağı ve üniversitemizdir.Ne mutlu bu sıcaklığı yaşayanlara ve yaşatanlara.” dedi.

Diğer taraftan geceye Sivas eski Milletvekili Mehmet Ceylan, Kadıköy Türk Ocağı Başkanı Dr.Namık Kemal Kurt, Sivas Yüksek Talebe Cemiyeti Derneği Başkanı Av.Ömer Osman Sur, Zara Vakfı Başkanı Av.Erhan Ekici, İmranlı Dernek Başkanı Ahmet Yiğit, Emekli Albay Mehmet Şadi Polat, Eski Sivasspor Kulübü Başkanı Mehmet Kaya, Galatasaray Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Yıldırım, Yıldızeli Dernek Başkanı Kemal Sel, Sivas Dayanışma Grubu Adına Mehmet Bütün ve çok sayıda köy dernek başkanları ,sanayici Hüseyin  Köroğlu, Halil Aktaş,Adnan Tan ve türkü dostları katıldı

Zaralı Halil (Halil Söyler) 

Halil Söyler

   Bir bulut kaynıyor Sivas elinden
    Ucu telli mektup geldi yarimden
    Karlı dağlar ne olur ne olur
    Asker ağam gelse yaralarım ey olur

      Zaralıların radyodaki türkü programlari sırasında defalarca "İşte Halil Emminin türküsü!" diye birbirlerine hatirlatmalarina sebep olan Halil Söyler Zara'nın yetistirdigi en meshur sahsiyetlerden birisidir. Zarali Halil 1906 yılında zayıf bir çocuk olarak dünyaya gelir. Ömür boyu yakasını bırakmayan bu çelimsizlik nedeni ile İnce Halil olarak da bilinmistir. Önce annesini sonra da babasını kaybedince ondört yaşında Sivas'ta Yetistirme Yurduna yerlestirilmistir. Burada baglama çalmayı ögrenmiştir.

     Müzik formasyonunda Sivasli Hafiz Halid, Feryadi Hakki ve Divrikli Nuri (Üstünses) önemli rol oynamışlardır. Daha sonra ustalik zamaninda devrinin diger ünlü isimleri Malatyalı Fahri, Erzincanlı Şerif ve Diyarbakırlı Celal ile meşk etmistir. Odeon  plaklarına okuduğu ilk eser, Celal Güzelses'in "Kara Gözler" adlı hoyratıdır.   

    Zarali Halil'in eserlerini radyoda Neriman Altındağ, Nermin Yapar, Zehra Bilir gibi sanatçılar icra etmislerdir. Zaralı Halil  15 Ocak 1964 yılında vefat etmiş, geride eşi Kamer Hatun ve sekiz çocugunu bırakmıştır.

Karlı daglar karanlığın bastı mı?(U.H.)

Karli daglar karanligin basti mi?
Kahbe felek ayriligin vakti mi?
Karli daglar ne olur ne olur
Asker agam gelse yarelerin ey olur

Bir bulut kayniyor Sivas elinden
Ucu telli mektup geldi yarimden
Karli daglar ne olur ne olur
Asker agam gelse yaralarim ey olur

Allah su askere ömürler vere
Tezkeresin alip geriye döne
Karli daglar ne olur ne olur
Asker agam gelse yaralarim ey olur
 

Çaya indim çağlarım

Çaya indim çağlarım
Yar yar diye ağlarım
Yarim ısıtma tutmuş
Ben ısıtma bağlarım

Çaya indim taşı yok
Yüzük buldum kaşı yok
Havada bir kuş gördüm 
Benim gibi eşi yok

Çaya indim çay susuz
Mahmur gözler uykusuz
Ellerin yari gelmiş
Hani bizim hayırsız

Albümdeki Kayıtlar

1- Asker Ağam 2'59'' Örnek
2- Bugün Günlerden Cumadır Cuma 3'07'' Örnek
3- Yola Gel 2'52'' Örnek
4- Bahçalarda Badem Var 3'01'' Örnek
5- Eridi Kalmadı Dağların Karı 3'00'' Örnek
6- Yandım Allah Yandım 2'56'' Örnek
7- Kara Gözler 3'00'' Örnek
8- Yine Yükselecek Türk Hava Kuşu 3'23'' Örnek
9- Baba Bugün Tersime Mi 3'20'' Örnek
10- Sabah Güneşi Doğdu 2'44'' Örnek
11- Kaşların İnce Mince 3'45'' Örnek
12- Kaleden İniş M'olur 4'03'' Örnek
13- Ezim Ezim Eziliyor 3'05'' Örnek
14- Ey Hamamcı 2'57'' Örnek
15- Karadır Kaşların 3'00'' Örnek
16- Göç Göç Oldu 2'48'' Örnek
17- Akşam Olur 3'11'' Örnek
18- Kan Ağlıyor Erzincan 2'56'' Örnek
19- Narmandan Gelirken 3'04'' Örnek
20- İtikatın Tam Tut 2'44'' Örnek
21- Çadır Almış Nerelerdan Gelirsin 2'51'' Örnek
22- Kiremit Bacaları

Söz Yazarı: Zaralı Halil Söyler

Besteci: Zaralı Halil Söyler

Karlı Dağlar Karanlığın Kalktı Mı Oy Oy
Kahpe Felek Ayrılığın Vakti Mi
Karlı Dağlar Ne Olur Ne Olur
Asker Ağam Gelse Yerelerim
Ey Olur Ey Olur Ey Olur

Allah Bu Askere Ömürler Vere Oy Oy
Teskeresini Alıp Geriye Döne
Karlı Dağlar Ne Olur Ne Olur
Asker Ağam Gelse Yarelerim
Ey Olur Ey Olur Ey Olur

Bu eserin seslendirildiği diğer albümler:

Asker Türküleri

Albümdeki Diğer Kayıtlar

1- Asker Ağam 2'59'' Örnek
2- Bugün Günlerden Cumadır Cuma 3'07'' Örnek
3- Yola Gel 2'52'' Örnek
4- Bahçalarda Badem Var 3'01'' Örnek
5- Eridi Kalmadı Dağların Karı 3'00'' Örnek
6- Yandım Allah Yandım 2'56'' Örnek
7- Kara Gözler 3'00'' Örnek
8- Yine Yükselecek Türk Hava Kuşu 3'23'' Örnek
9- Baba Bugün Tersime Mi 3'20'' Örnek
10- Sabah Güneşi Doğdu 2'44'' Örnek
11- Kaşların İnce Mince 3'45'' Örnek
12- Kaleden İniş M'olur 4'03'' Örnek
13- Ezim Ezim Eziliyor 3'05'' Örnek
14- Ey Hamamcı 2'57'' Örnek
15- Karadır Kaşların 3'00'' Örnek
16- Göç Göç Oldu 2'48'' Örnek
17- Akşam Olur 3'11'' Örnek
18- Kan Ağlıyor Erzincan 2'56'' Örnek
19- Narmandan Gelirken 3'04'' Örnek
20- İtikatın Tam Tut 2'44'' Örnek
21- Çadır Almış Nerelerdan Gelirsin 2'51'' Örnek
22- Kiremit Bacaları 3'00'' Örnek

Eğitim - Öğretim İlköğretim : İlçe Merkezindeki 8 İlköğretim Okulunun 5 tanesinde 6.7.ve 8. sınıf mevcuttur. 2 tanesinde derslik yetersizliği sebebiyle 6. sınıfına kayıt yapılmamıştır. Şeyh Merzuban Mahallesindeki Tekke İlköğretim Okulunda ise birleştirilmiş sınıf eğitimi uygulaması yapılmaktadır. OKUL / KURUM SAYISI SNO OKUL / KURUM ADI MERKEZ KÖY TOPLAM 1 Ana okulu 1 0 1 2 İlköğretim Kurumları 8 25 33 3 Ortaöğretim Kurumları 2 0 2 4 Yaygın Eğitim Kurumları 1 0 1 5 Özel yurt, Pansiyon, Özel Öğretim 2 0 2 TOPLAM 14 25 39 İlçe Merkezinde bir adet pansiyonlu ilköğretim okulu ve bir anaokulu bulunmaktadır. Merkezdeki okullardan Tekke İlköğretim Okulu 1 derslikli. Şehit Vahip Dinler İlköğretim Okulu 5 dersliklidir. Hamit Kurşun İlköğretim Okulu, Gazi İlköğretim Okulu, Mehmet Akif İlköğretim Okulu, Reşit Paşa İlköğretim Okulu, Cumhuriyet İlköğretim Okulu ve Şehit Teğmen Hacı Bayram Elmas Pansiyonlu İlköğretim Okulu 5 derslikten fazladır. Anaokulu 4 dersliklidir. 25 Köy İlköğretim okulundan,Şerefiye İlköğretim Okulu ile Korkut Gümüşay İlköğretim Okullarında 6.7.8. sınıfta eğitim-öğretim yapılmaktadır. 23 okulumuzda da birleştirilmiş sınıf uygulamasına devam edilmektedir. TAŞIMA MERKEZİ SAYISI TAŞINAN OKUL SAYISI TAŞINAN ÖĞRENCİ SAYISI 1.Kademe 2.Kademe Toplam 1.Kademe öğrenci sayısı 2.kademe öğrenci sayısı toplam 4 45 23 68 218 324 542 Orta Öğretim : İlçe merkezinde Çok Programlı Lise ve İmam Hatip Lisesi vardır. Çok Programlı Lise bünyesinde Genel Lise, Muhasebe, YDAL, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi,Ev Yönetimim ve Beslenme, El Sanatları, Nakış, Giyim, Elektrik, Metal İşleri, Mobilya ve Dekorasyon Bölümleri bulunmaktadır.Ayrıca liseye ait iki lojman vardır. İmam-Hatip Lisesinin ise 70 öğrenci kapasiteli pansiyonu bulunmaktadır. Halk Eğitimi Merkezi : 2002 -2003 Öğretim yılı kurs bilgileri aşağıya çıkartılmıştır. S.NO KURSUN ADI KURSUN YERİ KURSİYER SAYISI BELGE ALAN SAYISI K E T K E T 1 Bilgisayar Merkez 9 11 20 6 11 17 2 Kalorifer Ateşçisi Merkez 0 22 22 0 22 22 3 Nakış 1 Merkez 22 0 22 16 0 16 4 Giyim 1 Merkez 16 0 16 10 0 10 5 Halk Oyunları Merkez 26 8 34 8 4 12 6 Güreş Merkez 0 15 15 0 15 15 7 Jimnastik Merkez 0 15 15 0 14 14 8 Giyim1 Tuzlagözü 20 0 20 11 0 11 9 Nakış1 Şerefiye 16 0 16 11 0 11 10 Nakış1 Kalkan 17 0 17 12 0 12 11 Nakış1 Ekinli 20 0 20 10 0 10 TOPLAM 151 55 206 84 56 150 İlçedeki Okuma Yazma Durumu Son nüfus sayımına göre İlçemiz Nüfusu 33.425-dir. Bu nüfus sayımına göre ilçemizdeki okuma yazma oranı % 97,84 olarak tespit edilmiş ve dağılımı aşağıya çıkarılmıştır. YAŞI KADIN ERKEK TOPLAM YÜZDE ORANI 14-44 Yaş 165 22 187 99.44 45 yaş üzeri 351 182 533 98.40 TOPLAM 516 204 720 97.84 Özel Öğretim : İlçede bir adet Özel Zara Motorlu Taşıt Sürücüler Kursu mevcuttur. 46 kursiyer kapasitelidir. Öğretmenevi : Bir lokali, 20 yataklı misafirhanesi ile hizmet vermektedir. Öğrenci Durumu : S.NO ADI ERKEK KIZ TOPLAM 1 Anaokulu 22 19 41 2 Okul Öncesi 26 19 45 3 İlköğretim 1741 1559 3300 4 Ortaöğretim 467 290 757 TOPLAM 2256 1887 4143 

Ekonomi

TARIM VE HAYVANCILIK
İlçemizin en büyük geçim kaynağı tarım-hayvancılık ve çalışan halkın yapmış olduğu harcamalardır. Kırsal alanın insanı genellikle tarımsal uğraş içerisinde olup, özellikle hayvancılık ön planda yer almaktadır. Hayvancılıkta et-süt besiciliği, arıcılık ve alabalık yetiştiriciliği ön plana çıkmaktadır.
İlçenin toplam alanı 2456 km2 olup, bunun ancak 19.21- i ekilebilir arazi durumundadır. Sulanabilir alanı 30.000.hektar olan İlçemizde bu alanın sadece 4.417 hektarlık kısmında sulu tarım yapılmaktadır. 1500 dekar alanda yonca, 159 dekar alanda korunga yetiştirilmektedir. Kuru tarım arazisi ise 38.420 hektardır. Bu alanlardan 28.000 hektarında Buğday, 5.000 hektar alanda arpa, 3610 dekar alanda fiğ, 800 dekar alanda silajlık mısır olmak üzere 6110 dekar alanda yem bitkileri ekilmektedir. İlçemiz Merkez ve Köylerinde toplam 33.344 adet büyükbaş ve 11.366 küçükbaş hayvanın yanında 110.700 kümes hayvanı mevcuttur. Merkez ve yakını köylerde besiciliğin gelişmesi nedeniyle bu bölgelerde büyükbaş hayvan yoğunluğu görülmektedir. Ayrıca son zamanlarda arıcılıkta büyük gelişme olmuş, İlçe genelinde 31.960 fenni kovan, 196 kara kovan olmakla birlikte toplam 32.146 adet arılı kovan mevcuttur.2000 yılı içerisinde toplam 642 ton bal üretilmiştir. 1992 yılında ilçemiz Ütük Köyünde yıllık 30 ton kapasiteli Alabalık Üretim Tesisi mevcut olup başka tesisler kurulması için çalışmalar tesis sahibi tarafından devam etmektedir.

SANAYİ
İlçede büyük sanayi kuruluşları yoktur.100 üye ile 97 dönüm arazi üzerine 1992 yılında inşaatına başlanan Zara Küçük Sanayi Sitesi inşaatı bitmiş olup, çevre düzenlemesi işleri devam etmektedir. Yapımına 1992 yılında başlanan ZARASAN A.Ş. 200.000 m2 açık alan üzerine kurulmuştur. Ünitelerinden 10 ton/saat kapasiteli yem fabrikası ,günlük 200 büyükbaş hayvan kapasiteli kesim hanesi ve soğuk hava deposu makine ekipmanları montajı 2000 büyükbaş hayvan kapasiteli revir ahırı 1 adet laboratuar 60 ton kapasiteli su deposu ve 2400 m2- lik- Silaj ambarı binası tamamlanmıştır. 25 Ağustos 2001 tarihinde İlçemizde yapılan 3.Bal Festivalinde 200 büyükbaş hayvan kapasiteli kesim hane Sivas Valisi Sayın Lütfullah BİLGİN tarafından hizmete açılmıştır.Diğer bölümlerinin 2002 yılı içerisinde hizmete açılacağı tahmin edilmektedir. Tesis 12500 m2 kapalı alana ve 2500x 2= 5000 baş/yıl kapasiteli besi alanına sahiptir. Süt tesisi ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.

DOĞAL KAYNAKLAR
Zara' da madencilik çalışması ve tarihi ilk çağlara dayanır. Hangi tepeye veya su kenarına gitseniz, işletilmiş bir maden izine rastlarsınız. İçindeki cevheri yarı alınmış tonlarca curuf görürsünüz. Eski çağlarda bilhassa Kösedağı' nda ormanlar kesilip yakılarak ilkel bakır işletmeciliği yapılmıştır. Yine 150-200 yıl önce Osmanlı Devletinin izni ile Fransızlar çıkardıkları bakır ve altın madenini, Ordu ilinden gemilerle Fransa' ya taşımışlardır. Ayrıca yörede tuz işletmeciliği asırlardır devam etmektedir. Yaşlılar derlerki Alah Kösadağını bakır, Beydağını kurşun, Gürlevik dağını da krom yaratmıştır. Yapılan incelemeler de bu teşhisi doğrular niteliktedir. Bu dağlarda adı geçen madenlerle birlikte birçok madenlerin varlığı da tespit edilmiştir. Örneğin Kösedağı ve çevresinde bakır, altın, gümüş, çinko, demir, civa, antimuan, ilmenit, manganez, pirit, barit, kuvars ve granit yatakları vardır. Bu dağda eskiden işletilip bırakılmış maden tünelleri çoktur. Beydağı ve çevresinde kurşun, çinko, arsenik, stronsiyum, kalsit, kömür ve kayatuzu yatakları mevcuttur. Gürlevik dağı ve çevresinde tenörü yüksek ve zengin krom yatakları, dünyanın en kaliteli amyant yatakları, kozmetik sanayinde kullanılan talk yatakları, manyezit, kalker, kayatuzu, kil, kesilip parlatılabilen opal cinsi taşlarla, işlendiği zaman Picasso' nun tabloları kadar güzel, yeşil, kırmızı, siyah rengarenk breş mermer yatakları mevcuttur. Yine Zara ve çevresinde büyük ve kaliteli jips ve kalker yatakları ile Bolucan ve Tuzlagözü köyünde stronsiyum, kayatuzu yatakları mevcuttur.
Adnan.KELTEK. Zara Halk Eğitimi Merkezi Bülteni Sayı 12. s.29-30

ZİRAAT BANKASI
T.C. Ziraat Bankası İlk defa 1863 yılında Mithat Paşa Tarafından -Memleket Menfaati Sandıkları- olarak kurulmuştur. 1888 yılına kadar bu isimle çalışmıştır. 1888-1924 yılları arasında Resmi devlet Müessesi olmuş ve 1924-1937 yılları arasında Anonim Şirkete dönüştürülmüştür. 1937 yılından sonra da özerk iktisadi Devlet Teşekkülü olarak faaliyetini sürdürmüştür. Zara- da ise 1889 yılında Sivas- a bağlı Menafi Sandığı olarak kurulmuş, 1937 yılında Ajans- a dönüştürülmüştür. 1966 yılında da Banka Şubesi olarak faaliyetlerine devam etmiştir. Şube Halen 12 çalışanı ve 1 hizmet aracı ile ilçemiz halkına hizmet vermektedir. Amcı bankacılık faaliyetlerinin yanında ilçemiz Zirai potansiyelini kredi ile desteklemektedir. Arazi yapısının engebeli ve kıraç olması büyükbaş besi hayvancılığını teşvik etmiş ve banka kredilerinin de desteğiyle besicilik ilçemizin yegane geçim kaynağı haline getirmiştir. 1999 yılında yaklaşık 400 üreticimize Büyükbaş Besi Hayvancılığı konusunda 1,5 Trilyon kredi dağıtılmıştır.

HALK BANKASI
Halk Bankası 1938 yılında Türkiye Halk Bankası A.Ş. olarak hizmete girmiştir. Türkiye'nin büyük bankalarından biridir. Zara şubesi 1976 yılında hizmete açılmıştır. Halen bir müdür ile birlikte 9 personel hizmet vermektedir.Bankanın amacı, tüm bankacılık hizmetlerinin yan ısıra esnaf ve sanatkarlara kredi imkanları sağlamaktır. Büyük ve küçük ölçekli sanayi kredileri, elektron mavi kart kredisi, ticari kredi, Esnaf ve Kefalet Kooperatifi aracılığıyla kullandırılan Esnaf Kefalet Kooperatifi kredisi, imalatçı ve üretici konumundaki esnaflar için KOBİ kredileri ile Genç Girişimci kredisi ve ayrıca Gayri Nakdi Teminat mektubu kredileri hizmetlerini vermektedir. Bunlardan başka çalışan kesime (İşçi, memur) ATM ve kredi Kartı ve tüketici kredileri de kullandırmaktadır.


İŞ BANKASI
Türkiye' de tüm bankacılık işlemlerinin gerçekleştirilmesi, sınai gelişmeyi, tasarrufları harekete geçirmesi ve temel ekonomik atılımları finanse etmesi amacıyla, Türkiye İş bankası, Atatürk 'ün direktifleriyle, İzmir 1.İktisat kongresinde alınan kararlar doğrultusunda 26/08/1924 tarihinde kuruldu. İlk genel müdürü Celal BAYAR' dır. Bugün günümüz bankacılığının tüm imkanlarını, gelişmiş teknolojisiyle geniş kitlelere ulaştıran Türkiye İş Bankası, 17/10/1970 tarihinde açılan şubesi ile Zara' lıların da bu hizmetlerden yararlanmasını sağlamaktadır. Halen bir müdür, bir şef, iki memur, 1 güvenlik görevlisi, 1 geçici görevliyle hizmet vermektedir. 


Önemli Günleri

ÖNEMLİ GÜNLERİMiZ ve HAFTALARIMIZ

a. Eğrilce (Hıdırellez )
Mayıs ayının altıncı günüdür. O günlerde evlerde iş görülmez ve kırlarda eğlenceye gidilir. Şayet o gün iş görülürse, o günden sonra evde doğan çocukların sakat olacağına inanılır.

b. Saya Gezme
İlçede özellikle kırsal hayatla ilgili çok eski geleneklerden birisi olan Saya Gezme giderek unutulan geleneklerimizdendir. Şubat ayının üçüncü haftasında yapılır. Bu tarih, koç katımından yüz gün sonrasına, koyunların kuzulamasından elli gün öncesine tekabül eder.

Saya gezme geleneğinin temelinde, o yılki kuzulayacak koyunların kolay kuzulamaları ve sütlerinin bol olması temennisi yatar.

Saya gezmede bir merdivenin üzeri çullarla örtülüp, içerisine iki gencin girmesiyle oluşturulan ve kelek takılan bir deve, devenin yanında beyaz yünden takma sakallı bir dede, eli yüzü isle siyahlanmış bir arap ve kadın elbisesi giydirilmiş bir gelin, bunların peşine takılan çok sayıda meraklı genç vardır. Bu topluluk akşamleyin ev ev dolaşarak kapıları çalarlar. Dede kapıları açana:

Essalamün aleyküm, selam verdim aldın mı? Salyan koçu saldın mı? Bahşişini aldın mı? der.

Daha sonra gelin:

- Hey ne kaldı ne kaldı, sağmaya elli gün kaldı. Foşur foşur sağarlar, gümbür gümbür yayarlar, diyerek sözü sürdürür. İçeri davet edilmeyi beklemeden içeri giren dede, yanındaki gelini göstererek: Dünya güzeli gelinim var oynasın da görün, demesiyle gelin oynamaya başlar. Bu arada arap içeri girer. Elindeki sopayla dedeye vurur, dede ölür.

Gelin ağlamaya başlar. Gruptaki başka bir genç ev sahiplerine:

Yazıktır, gelin ağlamasın, yiyecek verin de sussun, diyerek yiyecek toplar. Daha sonra, toplanan bu yiyecekler oyuna katılan gençlerle hep birlikte yenilir.

c. Sultan Navruzu (Nevruz)
Mart ayının 21. günüdür. Oğlu nişanlı olan aileler kız tarafına çeşitli hediye ve yiyecek götürürler. Akşama kadar yerler, içerler ve evlerine dönerler.

d. Herfene (Sıra gezme)
Daha ziyade ilçenin köylerinde görülen bir gelenektir. Kış günlerinde birbirilerine yakın dostlarla bir araya gelinerek yemekler yenir, bilmeceler sorulur, türküler söylenir, oyunlar oynanır, tel helvası çekilir. Daha sonra gelecek toplantının yeri belirlenir ve dağılınır.

 

Halk Oyunları

Folklorun en geniş ve yaygın olanı halk oyunlarıdır. Kaynağı ,figürleri,müziği ve giysileriyle halk oyunları, ait olduğu yörenin değerlerini yansıtır. Fakat günümüzde halk oyunlarına olan ilgi günden güne azalmaktadır. Zara- ya ait oyunlar genç kızların ve genç erkeklerin birbirlerine karşı söyledikleri türkülerden meydana gelmiştir. Bugün bu türkülerin yerini davul- zurna ve cümbüş- darbuka ikilileri almıştır.

ZARA-DA OYNANAN  HALK OYUNLARIMIZ

Kareysar

Temurağa

Ağırlama

Özünteki

Özünteki

Tamzara

Sarıkız

Hoşbilezik.

Delilo

Sivas Halayı

Abdurahman Alayı

Harami 



Erkek giysileri :
Çevremizdeki erkeklerin yaşlı olanları başlarına şapka giyerler. Gençlerde bu alışkanlık genelde yoktur. Ancak bazı çevre köylerde gençler, özel günlerde genç kızların yaptıkları terlik (Takke) giyerler.
Gömlekler eskiden yakasızdı ve işlik adını alırdı. Üzerinde pek çok düğme vardır. Renkli ve parlak bu düğmeler süs yerine geçer. Renkli basmadan yapılır, önlerine ve kol ağızlarına su taşından çeşitli şekiller konur.
İki tip pantolon vardır. Birincisi moliskin ve kadifeden yapılır. Her yerde yapılan türdendir. İkincisi mahallidir. Zıvga adını alır. Zıvga kemersizdir. Kemer kısmına vezek denir. Uçkurla bele oturtulur. Vezeğin içinde olan uçkur sert bir kumaştandır. İki ucunda da püsküller vardır. Uçkur iki ucundan çekilir. Vezek bele oturtulur. Uzun olduğu için uçkur bele birkaç kez dolandırılır sonra püskülleri sarkıtılmak kaydıyla bağlanır. Zıvganın dört cebi vardır. İkisi yanda ikisi de dik olarak dizlerinin üzerine konulmuştur. Dizleri ve bacakları çeşitli renklerde kaytan denilen parçalarla süslenmiştir. Bir zıvgada mavi, yeşil ve kırmızı kaytanın bir arada kullanıldığı da olur. Paçalara doğru daralan zıvganın üst kısmı alabildiğince geniştir. Arka tarafı bir torba gibi sarkar. Bu yüzden bazı köylerde zıvga yerine şalvar ismi de kullanılır.
Çevre köylerde çoraplar koyun yününden örülür. Kadınların ve genç kızların ördükleri bu çoraplar birbirlerine verdikleri değerli armağanlar arasındadır. Daha çok aynalı, sulu, muska, balkaymak, şalörneği gelin öldüren isimlerinde motifler ve desenler kullanılır. Uzun boğazlı olup dizlere kadar çıkarlar. Yaz kış giyilir.
Kışın ayaklarına kara lastik giyen köylüler yazın çarık giyerler. Çarıklar sırımlı ve tokalı olmak üzere iki çeşittir. Sırımlı olanlar gündelik giyilir ve basit yapılıştadır. Sırım denilen bağların çorabın üzerine iki ucunun dolanmasıyla çarık ayağa tutturulur. Kuruyup ayağı sıkmaması için ara sıra su içinde ıslatılır.Tokalı çarıklar daha süslü ve göz alıcıdır. Üzerine renkli parçalar konularak süs yapılır. Ayrıca ön tarafına delikler açılarak çeşitli şekiller kazandırılır.


Kadın giysileri :
Elbiseleri genellikle divitinden yapılmıştır. Çok dallı süslü olan bu elbiselere fistan denir. Bundan başka gerilik elbisesi dedikleri ipekli entarileri de vardır. Genellikle kırmızıdır. Fistanın üzerine müso denilen düğmeli cekete benzer önü açık kolları uzun bir tür yelek giyerler. Genellikle siyah, mavi ve kırmızı reknte olup, önü ve sırtı parlak pullarla ve simlerle kapalıdır.
Bellerine çok ağır , üçgen şeklinde olan bir şal bağlarlar. Bu şalı iki kat yapıp ucunu arka tarafa sarkıtmak suretiyle kullanırlar.Şalın kenarları püsküllüdür ve her püskülün ucunda mavi boncuk takılıdır. Kendi dokumaları olan bu şalları çeşitli renk ve desenlerde süslerler. Önlerine bir çeşit önlük olan yarlık takarlar. Kalın dokumadan ya da parçaların yan yana getirilmesinden yapılmıştır. Bunlardan başka bir de paçalık giyerler. Paçalık şala benzer satenden yapılmıştır ve çok geniştir. Çorapları, erkeklerin çoraplarından daha renkli ve göz alıcıdır. Ayaklarına çarık giydikleri de olur.
Bazı aşiret köylerinde belden büzgülü ve pileli, topuklara kadar inen fistan giyilir. Bu fistanların rengi canlı, parlak ve göz alıcıdır. Yakaları çeşitli motiflerle işlenmiştir. Fistanın üzerine cepken veya ceket giyilir.        
Köylüler başlarına fes takarlar. Fesin üzerine ayrıca kordonla altın veya madeni para geçirirler. Saçlarını bengüllerle süslerler. (Bengül, boncuk düğme, kurşun gibi maddelerden yapılmış saç süsleridir.)


Yemekleri

Zara ve çevresindeki mahalli yemeklerden bazıları şunlardır:

Herle çorbası: Yeşil mercimek bir tencerede iyice haşlanır. Ayrı bir kapta, un su ile bulamaç haline getirilip mercimeğin bulunduğu tencereye ilave edilir. Bir miktar kaynadıktan sonra bir tavada yeteri kadar un , tereyağıyla kavrulur, çorbaya ilave edilir.

Kesme çorbası: Kaynamış suya bir miktar mercimek konur. Çorbanın lapa olmaması için ölçülü olması gerekir. Mercimek piştikten sonra erişteye benzer şekilde kesilmiş hamur eklenir ve biraz da öyle kaynatılır. Ayrı bir tavada biraz yağ eritilerek içerisine kurutulmuş bir bitki olan annuk konur. Biraz da salça eklenir ve pişmiş olan mercimekle hamurun üzerine dökülür. Bir iki dakika da bu şekilde kaynatıldıktan sonra ateşten alınır.

Suböreği çorbası : Tencerede kaynamakta olan suya önceden küçük kareler halinde kesilmiş ve kurutulmuş hamur ilave edilir. Hamur piştikten sonra varsa yoğurt, yoksa pestükan, ayrı bir kapta sarımsakla özelenir, çorbaya ilave edilir. Üzerine kırmızı biberle tereyağı kızdırılarak dökülürse işkembe çorbasını aratmaz.

Pancar çorbası : Az bir miktar yarma tencerede kaynatılır. İçerisine varsa taze madımak, yoksa kurutulmuş madımak ilave edilir. Ayrı bir kapta ayranla un herlesi çalınır. Kaynamakta olan tencereye ilave edilir. Çorbanın herlesi geçtikten sonra, tavada tereyağı içerisine  -Körmen- konularak -sokarıç- yapılır, üzerine dökülür. Servis yapılır.

Pestükan çorbası: Tencerede yeşil mercimek, yarma, varsa kemikli kıyma bir miktar su içerinde kaynatılır. Ayrı bir kapta özelenmiş pestükan ilave edilir. Tekrar kaynatılır. Üzerine tavada yapılmış nane sokarıçı ilave edilir. Kışın çok yenilen bir çorbadır.

Yarma çorbası : Yarma su ile kaynatılır. Biraz soğuyunca ayran ve özelenmiş yoğurt katılır. Üzerine dereotu ve maydanoz ilave edilerek, soğuduktan sonra yenir.

Kelecoş : Tencereye kıyılmış soğan, tereyağı ve kıyma konur. Soğanlar hafif pembeleşinceye kadar kavrulur. Sonra içerisine suda özelenmiş pestükan konularak kaynatılır. Bu karışım ayrı bir kapta doğranmış ekmeğin üzerine dökülerek yenir. Üzerine taze maydanoz da ilave edilirse, hem yemek süslenmiş hem de yemek lezzetlenmiş olur.

Cikko  : Su ve yumurtayla yoğrulan hamur sofrada oklavayla açılıp bıçakla küçük kareler şeklinde kesilir, kurutulur. Makarna gibi haşlanıp, kevgirde süzülüp üzerine tereyağı dökülür ve servis yapılır.

Erişte : Yörede iki çeşit erişte yapılır. Kavurma eriştesi :Un ve su ile yoğrulur. Kalın yufka şeklinde açılır. 4 – 5 santimetre uzunluğunda kesilir. Kuruduktan sonra fırında kavrulur.

Yumurta Eriştesi : Un, yumurta ve az miktarda su ile yoğrulduktan sonra yufka yapılıp bıçakla kesilir. Kurutulur. Her iki türü de makarna gibi kaynatılır, süzülür, üzerine tereyağı dökülerek yenir.

Tırhıt pilavı :Tencerede bulgur haşlanır sonra içerisine kavurma eriştesi ilave edilir. Eğer kıyma da konulursa çok daha lezzetli olur. Ayrıca üzerine erimiş tereyağı dökülerek yenir.

Turşu mıhlası : Yörede çok yenilen pezik (Dal) turşusundan yapılır. Yağ,  soğan, kıyma, salça tencerede pişirilir. Üzerine küçük küçük doğranmış turşular ilave edilir. Biraz da su konur. İyice pişirildikten sonra servis yapılır.

Pancar Pilavı :Zara- da madımağa pancar denilir. İlkbaharda yağmurlarla çıkan madımak toplanır. Yıkandıktan sonra bıçakla kıyılır. Tencereye su, bulgur, doğranmış pancar konur ve haşlanır. Tavada tereyağıyla körmen, varsa pastırma da konularak sokarıç yapılır ve yemeğe ilave edilir. Servis yapılır.

İçli Köfte : Önce köftelik ince bulgur ıslanır. Bir tencerede ince kıyılmış soğan, çekilmiş et, reyhan ve baharat konularak  kavrulur. (İsteyen ceviz içi de koyabilir). Önceden ıslatılmış bulgurun içerisine yumurta kırılır. Gayet yağsız biraz da kıyma konur, iyice yoğrulur. Bu karışımdan ceviz büyüklüğünde parçalar alınır, içleri boş olacak şekilde şekillendirilir. Önceden hazırlanmış içle karıştırılır. Köfteler haşlanmaya hazırdır. Haşlandıktan sonra üzerine mis gibi Zara tereyağı dökülüp afiyetle yenir. İçli köfte -Güveği ekmeği- nin baş yemeğidir.

Efsaneleri

DİKİLİTAŞ EFSANESİ :
İlçenin sırtını yasladığı Tolos Tepesi- nde, mezar taşlarını andıran iki büyük taş dikilidir. Bu taşların hüzünlü bir hikayesi vardır. Zara- nın varlıklı ailelerinden birinin oğlu evlenmektedir. Düğün dernek kurulur, yenilir içilir. Ertesi gün gelini köyünden getirmeye gidecek sâmenler yola koyulur. Düğün sahibi yani oğlan tarafı, gelinin ve sâmenlerin dönüşünü izlemek için Tolos Tepesi' ne çıkmıştır. Sâmenler dönerken, ellerindeki mavzerlerle ateş ede ede düğün evine yaklaşmaktadırlar. Bu sırada, kör bir kurşun, talihsiz damadı yaralar ve damat ölür. Bu durumu öğrenen gelin, kendini Kızılırmak- ın sularına atar. Muradını alamamış olan iki genç, tepeye defnedilir. Mezarlarının baş uçlarına büyük taşlar dikilir. Bu nedenle bu taşlara -Dikili Taş- denilmiştir.

KIZILGÖL EFSANESİ :
Kümbet Köyü- nün üst tarafında Kızılgöl denilen küçük bir göl vardır. Adı geçen köyün büyüklerinden Mahmut Ağa, sabahları ahıra gittiğinde atının kan ter içinde kaldığını görürmüş. Sormuş soruşturmuş. Köydeki bilge kişiler; -Bu olsa olsa alkarısı işidir, akşamleyin atın sırtına -karasakız- yapıştır, eğer al karısı ise, ata bindiğinde yapışır kalır.- demişler. Mahmut Ağa söylenenleri aynen yapmış. Ertesi gün ahıra gittiğinde ne görsün; Saçları ayağına kadar uzanan bir kadın, atın üstünde oturmuyor mu? Ahıra hazırlıklı giden Ağa, hemen alkarısının yakasına iğne sokmuş. Alkarısının baş parmağı olmadığı için bu iğneyi bir türlü çıkaramamış , on yıl Mahmut Ağa- ya hizmet etmiş.

Bir gün, alkarısı , Ağa- nın küçük kızıyla Hatun Ebe- den su getirmeye gitmişler. Çiçek toplama bahanesiyle alkarısı, küçük kızı, Hatun Ebe- nin hemen üst tarafında bulunan göle doğru götürmüş. Göle yaklaşınca kıza yalvarmış, -Yarın kardeşimin düğünü olacak, ne olur şu yakamdaki iğneyi çıkar da düğüne gidip geri geleyim- demiş. Küçük kız, alkarısının yalvarmasına daynamamış ve iğneyi çıkarmış. Alkarısı gölün kenarına yaklaşmış ve kıza, -Baban beni on yıl çalıştırdı da mercimeğin neye ilaç olduğunu bile sormadı." diyerek kendini göle atmış.Birkaç dakika sonra gölün yüzü kana bulanmış. O gün bu gün, gölün adına Kızılgöl söylenegelmiştir.

TÖDÜRGE GÖLÜ EFSANESİ :
Bu günkü Tödürge Gölü- nün yerinde eskiden aynı isimli bir köy varmış. Bir gün bu köye bir derviş gelmiş. Hiç kimse onu evinde misafir etmek istememiş. Derviş bu duruma üzülmüş, giderken köy halkına beddua etmiş. -Dilerim Allah- tan, ocağınızdan su çıksın- demiş. Dervişin duası kabul olmuş.Köy sular altında kalmış, köyün insanları da, bu gölde balık olmuş.

BAĞLAMA ZAĞLAĞI EFSANESİ :
Bağlama Köyü ile Kümbet Köyü arasında büyük bir Zağlak (Mağara) vardır. Köylülerin dediklerine göre, despot bir kişi, yöreye gelen zengin bir kervancı grubunu akşam yemeğine davet etmiş; maksadı davet değil, kervancıların paralarını almakmış. Despot kişi, geceleyin kervancıların tek tek kafalarını kesmiş, kestiği başları da bu mağaraya atmış. Yöre köylüleri, dedelerinden dinledikleri bu söylencenin gerçek olup olmadığını anlamak için zağlağa inmek istemişler.İki urganı birbirine ekleyip ucunu da inen kişinin beline bağlayarak o kişiyi zağlağın dibine indirmeye çalışmışlar. Fakat zağlak çok derin olduğu için tehlikeli olur düşüncesiyle insan yerine bir hayvan indirmeyi kararlaştırmışlar.Bir keçiyi boynuzlarından bağlayıp içeriye sallamışlar. İpi geri çektiklerinde keçinin başının kopuk olduğunu görmüşler. Bu olaydan sonra zağlağın gizemi daha da artmış.

BOĞANKAYA EFSANESİ :
Beydağı yakınlarındaki Çıralık Dağı- nda, çok eskiden büyük bir canavar yaşarmış. Dağın yakınında bulunan Kızılkale Köyü- nde bir genç sevdiği kızı kaçırmış, bu dağa çıkarmış. Talihsizlik bu ya, canavar önlerine çıkmış. Oğlana saldıracağı sırada kız ellerini kaldırıp Allah- a - Yarabbi, sevdiğimi, şu canavardan kurtar, - diye dua etmiş. Yer yarılıp canavar boğazına kadar toprağa gömülmüş. Bu gün canavarın başı taş olarak dağın eteğinde bulunmaktadır. Bu taşa da -Boğankaya- denilmiştir.

 

Evlilik ve Adetler

a. Kız Bakma / Dünürlük
Evliliğe ilk adım dünürlükle başlar. Oğullarını evlendirecek aileler öncelikle komşularından ve yakın çevrelerinden başlayarak kız aramaya başlarlar. Bu usül ilçede yaygın olan -Görücü- usulü ile evlenme şeklidir. Dünür gitmeden önce, dünür olunacak kızın aile yapısı, ahlakı, ev işlerinde maharetli olup olmadığı araştırılır. Daha sonra, oğlan evinden birkaç kadın normal komşuluk ilişkileri içerisinde kız evine misafirliğe gider. -Hoş beş- ten sonra tabiri caizse dünür olunacak kız, görücü kadınlar tarafından çeşitli bahanelerle yakın incelemeye alınır. Bu, dünürlüğün birinci aşamasıdır. Başka bir deyişle bu birinci ziyaret, -Geçiyorduk uğradık- babından bir ziyarettir. Özellikle, kaynana kızı beğenmişse birkaç gün içinde kız evine ikinci bir ziyaret daha yapılır. Bu defa ziyaretin maksadı münasip bir lisanla -Allah' ın emri, Peygamberin kavli- ile açıkça beyan edilir. Aslında ev sahibi, daha birinci ziyarette gelenlerin dünürlüğe geldiğini sezmiştir. Eğer kız evinin, müstakbel damat adayı hakkındaki ilk araştırmaları olumlu ise, kızın annesi kızını -Vermekle vermemek arasında- kesin çizgiyi çekmeden işi evin erkeğinin üzerine atar. Ne diyeceksin, -Kız kapısı naz kapısı-dır. Bu söz oğlan evine yakılan yeşil ışıktır. Bu arada her iki taraf gerek oğlanı, gerekse kızı konu komşuya sorarak araştırmalarını sürdürürler. Damatta aranılacak hususların başında, içki ve kumarının olmamasıdır. Oğlan tarafı süreyi uzatmadan kesin neticeyi almak için kız evine bir kez daha gider. Kız evinin bu evliliğe aklı kesmişse, -Allah yazdıysa ne diyelim- veya aklı kesmemişse -Kızımızın evlenme çağı değil- diyerek olumlu, olumsuz sonucu noktalar. Eğer cevap olumluysa, -Söz kesme- aşamasına gelinmiştir. Bu aşamanın öncesinde mümkün olduğu ölçüde kız ve oğlanın birbirlerini uzaktan veya yakından görmeleri sağlanır. Ama ne var ki ilçede, kırk elli yıl önceleri evleneceği kız ile ancak -Nişanlı görme- aşamasında karşılaşan damatlar da varmış.

b. Söz Kesme / Kahve içme
Söz kesme evliliğe atılan ilk adımın pekiştirilmesi ve karar aşamasıdır. Bu defa işe her iki tarafın erkekleri de dahil edilir. Ziyaret için kız evine haber gönderilir. Oğlan evininden birkaç kadınla, yakın akrabadan birkaç erkek, kız evine bir akşam ziyaretine giderler. Kız evi ziyaretten haberdar olduğu için onlar da yakın akrabadan birkaç erkek çağırırlar. Ziyaretin maksadı, ziyarete gelen erkeklerden biri tarafından dile getirilir. -Kızınızı, oğlumuza Allah-ın emri, Peygamberin Kavli ile istemeye geldik- denir. Kız babasının - Allah yazdıysa ne diyelim- anlamındaki sözleri işin kesinleştiğinin göstergesidir. Dünürler, -Allah her iki tarafa da hayırlı uğurlu etsin- diyerek temennide bulunurlar. Arkasından misafirlere kahve ikram edilir. Daha sonra ilçenin evlilik törenleri içinde önemli bir yeri olan -El öpüşme- günü tespit edilir. El öpüşme günü daha ziyade söz kesiminden sonraki cumartesi veya pazar günü öğle namazı sonrasıdır. Bu arada kız evinin istekleri sorulur., ev eşyaları kararlaştırılır. Ertesi günden tezi yok, oğlan evi kızın el öpüşmede giyeceği elbise ve diğer giysileri almak için müstakbel gelini her iki tarafın kadınlarının iştirakiyle çarşıya götürürler. Köylerde kız istemenin şekil olarak bazı farklılıkları görülür. Örneğin bazı köylerde kız isterken oğlan babasıyla birlikte kız evine giden münasip birisi diz üstüne çökerek kızın babasına - Allah-ın emri, Peygamberin Kavli ile kızını ...... nın oğluna istiyoruz- der. Kız babası kızını verme taraftarı ise -Allah-ın emri başımın üstüne- deyip kendine bir vekil seçer. Bu kişi kız babasına vekaleten -Bir derviş geldi verdi selam, ağzındadır yeşil kalem, dili divit, eli kalem- diyerek -Kızı verdim- der. O zaman oğlan babası kalkıp kız babası ile görüşür. Birkaç gün sonra tekrar kız evine gelinir, nişan ve düğün günü tespit edilir.

c. El öpüşme / Şerbet içme
El öpüşme aşaması gerek kızın, gerekse oğlanın başının bağlandığı, konu komşunun haberdar edildiği aşamadır. Oğlan evi ve kız evi -Okuyucu- dolaştırarak eşi dostu şerbet içmeye çağırır. Masraflar oğlanevi tarafından karşılanmak üzere çağırılanların sayısına göre, lokum, şekerleme, toz şeker ve pembe renkte şerbet boyası alınır. Şerbet ezecek kadınlar sabahtan kız evine gider, hazırlık yaparlar. İlçede son yıllarda, özde değil ama şekilde oldukça değişikliğe uğrayan törenlerden biri de şerbet içme törenidir. Zira toz şekerden şerbet ezen kadınların işi kolaylaşmış, misafirlere şerbetin yerine artık kola veya kutu içerisinde meyve suyu ikram edilmeye başlanmıştır. Oğlan evi tarafı, öğle namazından sonra, beraberlerinde yakın akrabaları ve İmam Efendi ile birlikte kız evine gelirler. Misafirlerin toplanmaya başlamaları ile Hoca Efendi, hazır bulunanlara hitaben; -Komşular burada toplanmamızın sebebi ............ efendinin kerimesini (Kızını), .............. efendinin maktuluna (Oğluna) istemek içindir- der. Daha sonra bu izdivacın hayırlı olması dileğiyle dua eder. -Dua- nın akabinde misafirlere lokum ve şerbet sunulur. Davetliler kız ve oğlan evi büyüklerine -Hayırlı uğurlu olsun- diyerek tören yerinden ayrılırlar. Erkekler dağıldıktan sonra kız evinde her iki tarafın çağırdığı kadınlar toplanır. Gelin adayı, oğlan evi tarafından alınan giysileri giyerek önce müstakbel kaynana ve kendi annesinin daha sonra diğer davetlilerin elini öper. Lokum şerbet dağılır. Çalgılar çalmaya başlayınca, törene katılan genç kızlar gelinle birlikte yörede çok oynanan oyunlar oynanır.

Son yıllarda ilçede, el öpüşme törenlerinin kapsamı giderek genişleme göstermekte, hatta bu törenlere damadın da katıldığı görülmektedir. Bu nedenle taraflara yeni bir külfet getirmemesi için artık el öpüşme törenleri bir anlamda -nişan- törenleri yerine geçebilmektedir. Veyahut da nişan törenlerinin düğün törenleriyle bir arada yapılması yaygınlaşmaktadır.

El öpüşmenin ertesi günü kız evi , oğlan evine birer tabak lokum, şeker, bir sürahi dolusu şerbet gönderir.

El öpüşmesiyle düğün tarihi arasına ramazan ayı girerse, oğlan evinin kız evine -iftarlık-; kurban bayramı girerse, özenle süslenmiş -koç- göndermesi adettendir. Bazen kurbanlık koç yerine, kız evinin de fikri alınarak gelinin eksik bir eşyası alınır. Yine bu süre -Sultan Navruzu- nu kapsıyorsa, oğlan evi eş dostla birlikte kız evini ziyarete giderler. Bu arada kız evine gerek oğlan evi gerekse oğlan evinin davetlileri fındık, fıstık, leblebi, şekerleme, çekirdeksiz üzümden oluşan kuruyemiş ve terlik, iç çamaşırı veya dış giyim eşyası gibi hediyeler götürmek adettir.

-Eğrilce- günü (Mayıs ayının 6. günü) ise oğlan evinin kadınları gelini ve kız evinden birkaç kadını alarak, hava şartları müsaitse yöredeki mesire yerlerine; özellikle Tekke Yolu üzerindeki Hamdi Efendigil- in çayırlara veya Orta Çayır- a giderler. Burada, oğlan evi tarafından hazırlanan çörek, mantı, diğer yemekler ve çerezler akşama kadar yenip içilir, eğlenilir.

d. Nişan
El öpüşmeden sonra gelen aşama -nişan - dır. Taraflar, aralarında nişan töreninin ayrı yapılmasını kararlaştırabildikleri gibi düğünle birlikte yapılmasına da mutabık kalabilirler. Düğünle birlikte de yapılsa nişan geleneğinin asıl maksadı, gelin ve damada davetliler huzurunda -nişan - yüzükleri- nin takılması ve davetlilerin hediyelerini vermesi oluşturur.

Nişan törenleri eskiden kız evinde olurdu. Yaklaşık 30 yıldan beri düğün salonlarında yapılmaktadır. Tören boyunca, Zara-nın geleneksel çalgısı olan -cümbüş- eşliğinde türküler söylenir. Davetliler, aralarına gelini de alarak oyun oynarlar. Yöresel halaylar çekilecekse salonda -davul zurna- da hazır bulundurulur. Bu arada davetlilere kağıt külahlar içinde lokum , şeker veya pasta, yanında meşrubat ikram edilir. Sıra hediyelerin verilmesine gelince, kurdelalı filkete ile gelinin yakasına takılan ziynet altınları, bilezikler, zarf içinde verilen paralar, verenlerin adlarıyla tek tek yüksek sesle ilan edilir. Törenin bu sahnesinin kalıplaşmış sözleri ise, -Damadın emmisinden bir büyük altın, dayısından bir bilezik, kaynatadan bir gerdanlık, kaynanadan bir saat, iki bilezik, damadın arkadaşından 50 bin lira-gibi sözlerdir.Eğer oğlan tarafının sülalesi genişse bu bölüm saatlerce sürebilir. İlçedeki bu gelenek toplumsal açıdan yeni kurulacak bir -yuva- için bir katkı ve güzel bir dayanışma örneğidir. İlçede nişan törelerinin davetlileri genelde kadınlardır. Erkek davetliler gelse bile solonun arka kısmında otururlar. Daha muhafazakar aileler, nişan törenlerini sadece kadın davetlilerle yapmaya özen gösterirler.

e. Düğün
Düğün, evlenme sürecinin son aşamasıdır. İlçede düğün adetleri kendi içerisinde - çeyiz asma, çeyiz yazma, gelin hamamı, kına gecesi, güvey hamamı, güvey yemeği, gelin indirme, baba ekmeği ve gerdek gibi uzun bir süreç içerir. Bütün bu işlemlere başlayabilmek için oğlan evi, eskiden -okuyucu- gezdirerek eşi dostu, konu komşuyu gün belirterek yukarıdaki düğün aşamalarına davet ederdi. Şimdilerde bu iş, bir hafta öncesinden gönderilen düğün kartları vasıtasıyla yapılmaktadır.

Düğün aşamaları kendi içinde birtakım zorlukları olan bir takvime bağlanır. Örneğin, çeyiz yazma perşembe akşamı üzeridir. Cuma Gelin Hamamı, cuma akşamı Kına Gecesi, cumartesi sabahı Güvey Hamamı akabinde Güvey Yemeği, pazar günü öğleye gelin indirme, ikindi sonrası baba ekmeği ve akşam namazı sonrası Gerdek Gecesi.

Otuz-kırk yıl öncesi düğünlerin baş çalgıcıları -cindeler- denilen ekipti. Hacı (keman), Elvan (klarnet), Mustafa (def) çalardı. Daha Sonra bu ekibe Hacı Efendi- nin oğlu Ali Rıza da katılmıştı. Cindeler- in babaları Elazığ- ın Harput ilçesinden gelip Zara- ya yerleşmiş, sanatlarıyla ve hünerleriyle düğünlerde Zaralı ları şad etmişlerdi.

Sanat müziğinin çeşitli makamları, yöresel havalar bu usta üçlü sazendenin yorumlarında hatasız bir şekilde icra edilirdi.

f. Çeyiz asma
İlçede halk arasında -Çehiz- olarak telaffuz edilen Çeyiz asma kızın çeyizini oluşturan danteller, hase işleri, giysiler, mutfak eşyaları ve mobilyaları, kız evinde bir veya iki odada sergilenmesidir. Çeyiz asma gününden önce kız tarafının akrabaları yakın komşuları geline çeşitli ev eşyalarından -Yol- denilen hediyeler getirilir. Bir hafta öncesinden yoğun bir çalışma ile kız evi işleme takımları ve beyaz işleri ütüleyerek renkli kağıtlarla kaplanmış duvarlara asarlar. Bu işte, akrabaların ve komşuların evlenme çağındaki genç kızları gelinin en büyük yardımcılarıdır. Teşhir edilen kız çeyizi gerek kız evi yakınları gerekse oğlan evi yakınları ve damat tarafından gezilir. Damadın da, çeyiz bakmaya geldiğinde hediye getirmesi adettendir. Kızların verecekleri çeyizin fazla olması kız evinin övünç kaynağıdır.

g. Çeyiz yazma
Asılan çeyiz tarafların yakınları tarafından görüldükten sonra, oğlan evi yakın akraba ve komşuları büyüklerini çeyiz yazmaya davet eder. Temini mümkünse kız evine bir de daktilo götürülür. Daktilo bulunamamışsa en az iki nüsha (çeyiz kağıdı) hazırlamak üzere karbon ve beyaz kağıtlar alınır. Kız evine gidildiğinde önce kahveler içilir ve çeyiz yazılmaya başlanır. İlçede yakın zaman önce vefat eden Gökyokuş- ların Turan Efendi çeyiz yazmaya mutlaka davet edilir, o nasıl derse çeyiz öyle yazılırdı. Turan Efendi gür sesiyle (Başlığa yaz, falan efendinin kızının çeyiz kağıdıdır.Altına: Adet Cinsi, Değeri Tutarı Yaz.) Euzü Besmele -çektikten sonra, önce bir adet - Kuran- ı Kerim- yaz. Karşısına değerini yazma ha!.. Ona paha biçilemez. İki kat yatak. Yaz 15000 Lira, çeyiz yazmada hazır bulunanlardan bu işin inceliğini bilmeyen varsa miktarın fazla olduğunu söyleyecek gibi olsa diğerleri Turan Efendi- den önce söyleyene çıkışırlar; -Sen dur, Turan Efendi ne diyorsa öyle yazdırsın.- Derler. Turan Efendi babacan bir tavırla -Dur canım yavrum, bunun adeti böyledir.- Turan Efendi devamlı yaz karyola takımı, yatak örtüsü, masa takımı -Takım halinde 500 Lira .- yaz yirmi çift terlik, beş çift iskarpin 100 Lira -. Bütün çeyiz yazıldıktan sonra sıra altın takıların yazılmasına gelmiştir. -5 Bilezik, 1 Çift Küpe, Yarım Metre Zincir, Bir bayan kol saatini oğlan evi geline hediye etmiştir.- İbaresi çeyiz kağıdına kayıt edilir. Yazım bitince hesap toplanır. En kabadayı yekun 15000-20000 arasında değişir. Ancak bu rakamlar 25-30 yıl öncesinin rakamlarıdır. Yazımı tamamlanan çeyiz kağıdına tarih atılır. Bir şahide imzalattırılır. Şimdilerde ilçe merkezinde çeyiz yazmaya Ali Efendi (Pala) götürülür. Çeyiz yazmaya gelenler iki tarafın büyüklerine -Hayırlı Uğurlu olsun- temennilerinden sonra kız evinden ayrılırlar. Çeyiz kağıdı kızın babasında ve kızın sandığında uzun süre muhafaza edilir. Zira Çeyiz kağıdı tanzim etme ilerde vuku bulabilecek -Boşanma- ihtimaline karşı caydırıcılık özelliği taşır. Çünkü muhtemel bir boşanmada yazılan tüm çeyiz İslami hukuk kuralları çerçevesinde -Mihr- hükmünde olup, gelinin malı sayıldığı için çeyiz kağıdında yazılı para miktarı oğlan evinden tazmin edilebilir. Bu nedenle, çeyiz yazımında eşyaların normal değerinin çok üstünde yazılması adettir.

Çeyiz kız evinden oğlan evine giderken, kız tarafı çocuklarının kızın sandığının üstüne oturması veya gelinin bulunduğu odanın kapısının kilitlemesi, sağdıcın da bu çocuklara bahşiş vermesi adettir.

h. Gelin hamamı
Kız ve oğlan evi akrabalarından genç kızlar, eltiler ve görümceler gelin ile birlikte hamama giderek yıkanırlar. Natır ve davetliler eşliğinde gelin, göbek taşı etrafında bir taraftan dolaştırılıp bir taraftan da şarkılar türküler söylenir. Hamamda gelinin ipek peştamal ve özel takunyalar giymesi adettir. Gelinin yıkandığı sabunun yarısı saklanarak ertesi gün güveyi hamamına gelecek damada gönderilir. Davetlilere hamamda mevsime göre meyve veya meşrubat ikram edilir. Gelin hamamının bütün masrafları oğlan evi tarafından karşılanır. Bu geleneğe eskisi kadar rastlanmamaktadır.

ı. Kına gecesi
Gelin Hamamı- nın yapıldığı akşam oğlan evinden kadınlar kız evinde toplanırlar. Davetlilere kuruyemiş ikram edilir. Çalgılar çalar, önce gelinin daha sonra davetlilere oğlan evinden gün görmüş mutlu bir izdivaç yapmış -Başı Bütün- , yani başından ikinci bir evlilik geçmemiş bir kadın tarafından kına yakılır. Gelinin eline yakılan kınanın içine demir para konulur. Daha sonra bu para bir miktar kına ile kız evinde bir kadın tarafından damadın eline yakılmak üzere oğlan evine götürülür. Para bereket getirsin diye damadın cebine konur. Kınayı getiren kadına damadın bahşiş vermesi adettir. Kına yakıldığı sırada, törende bulunan genç kızlar tarafından kına türküsü ve maniler söylenir:

Elek içinde valası

Atladı geçti eşiği

Kağıt içinde kınası

Sofrada kaldı kaşığı

Hani bu kızın anası

Büyük evin yakışığı

Kız anam, kınan kutlu olsun

Kız anam, kınam kutlu olsun

 

 

Konuşma Dili

İlçemizde konuşulan günlük konuşma dili,Osmanlıca-nın ve Eski Anadolu Türkçe-sinin izlerini taşımaktadır.Bu özellikleri sırasıyla inceleyecek olursak;

1.Kelime başlarındaki (k) sesi (g)- ye dönüşür. Bunun nedeni, o kelimelerin çoğunun,Osmanlıca döneminde gayın harfiyle yazılmasından kaynaklanmaktadır. Yazı dilinde değişse de konuşma dilinde hala kullanılmaktadır: Kalma- galma,kaba-gaba, kolay-golay, kahve-gahve örneklerinde olduğu gibi.

2.Bazı kelimelerin başına harf eklenmesi: Bu olay " l " ve " r " harfleriyle başlayan kelimelerde görülür. Türkçe-de kelime başında" l " ve" r " harfi bulunmaz. Ses taklidi sözlerin başında bulunması da çok nadirdir. Bu yüzden" l " ve " r " harfleriyle başlayan yabancı asıllı kelimelerin başına bazen bir harf (vokal) getirilir: Limon-ilimon,lazım-ilazım, rahat-irahat, recep-irecep, Rus-Urus, Rum-Urum, ramazan-iramazan gibi.

3." h " harfinin söylenişinde görülen değişiklikler: Türkçe kelimelerde asli olarak " h " sesi yoktur. Eski Türkçe-den Batı Türkçe-sine geçilirken, Türkçe-deki bazı " k " ler h - ye dönüşmüştür. Bu h -lerden bazıları Eski Anadolu Türkçesi- nden sonra tekrar " k " şekline geçerek asıl şekli ile günümüze kadar gelmiş, bazıları da son zamanlara kadar " h " olarak devam etmiştir. İşte bu özellik birçok yöre ağzında olduğu gibi Zara ve Sivas yöresi ağız özelliklerinde de vardır. Bu olayı daha basite indirgersek; Bugünkü Türkçe-ye geçmeden önce dilimizde üç tane " h " harfi vardı. Bunlar;ha (horlama h- si), he (hırlama h- si) ve" h " (güzel h) idi. Latin alfabesine geçtikten sonra bunların hepsinin yerine tek " h " harfi kullanılmaya başlandı.O da eskinin güzel h' si. Ama yazı dilinde birleşen bu harfler konuşma dilinde hala ayrı şekilde söylenmektedir: Hışırtı, horlamak, hırıltı , akşam-ahşam, azık-azıh gibi.

4.Harflerin yer değiştirmesi: Bir gramer birliğinde yanyana gelen iki sesin bazen yer değiştirdiği görülür: Köprü-körpü, çömlek-çölmek, kibrit-kirbit örneklerinde olduğu gibi.

5.Kelime başlarındaki " i " lerin " e " ye dönüştüğü görülür. Bu olay bilhassa Batı Türkçesi- nde görülmüştür. Eski Anadolu Türkçesi- nde kelime başında ve ilk hecedeki birçok " i " ler Osmanlıca- nın son devirlerinde ve Türkiye Türkçesi- nde " e " olmuştur. Bunu da İhsan-Ehsan, ikiz-ekiz, örneklerinde görebiliriz. Bir de bunun tam tersi olay vardır ki o da " e-i " değişmesidir. Eski Anadolu Türkçesi- nde " e" li olan bazı kelimeler Osmanlıca- nın sonlarında ve Türkiye Türkçesi- nde " i " ye dönüşmüşlerdir: Eşitmek-işitmek, geymek-giymek, eyi-iyi örneklerinde olduğu gibi. Bu geçişlerde yazı dilinde problemler olmasa da konuşma dilinde " e " li şekiller başka yörelerde olduğu gibi Zara-da da kullanılmaktadır.

6.Kelime başında " d " ve" t " harflerinin yer değiştirmesi: Diken-tiken, dut-tut, tatlı-datlı, tutmak-dutmak, tilki-dilki gibi. Eski Türkçe- deki bazı " t " ler Eski Anadolu Türkçe' sinde " d "dönüşürken Osmanlıca- dan sonra bugünkü Türkçe-de tekrar t- ye dönüşmüştür.Bu değişme söyleyişlerde tam olarak gerçekleşmemiştir.

7.Kelime başlarında " b-p " değişikliği :Türkçe-de aslında b ile başlayan bazı kelimelerin sonradan " p" ye dönüşmelerinden kaynaklanır. Bu değişiklik konuşma diline tam olarak oturmamıştır: Parmak-barmak, pastırma-bastırma, pek-bek, piş-biş örneklerinde olduğu gibi.

8.Kelimede " r-l " değişikliği: Türkçe- de nadir olarak görülen bu değişiklik yöremiz ağız özelliklerinde de vardır. Az sayıda kelimede görülür. Bu değişiklik yeni çıkmıştır: Güreş-güleş, servi-selvi gibi.

9.Yine kelime başlarındaki " s " ler " z " ye dönüşür: Sopa-zopa, sahur-zöhür örneklerinde olduğu gibi.

10.Kelimelerde " ğ-v " değişmesi: Yuvarlaklaşmanın ortaya çıkarmış olduğu bir hadisedir ve Batı Türkçesi- nden önce Eski Türkçe- de de görülür. Fakat şimdi İstanbul Türkçesi -nde fazlalaşmıştır: Koğmak - kovmak, oğmak-ovmak, kılağuz - kılavuz gibi.

11.Yöremiz ağız özelliklerinden biri de kelime ortalarında bulunan " ğ " harfinin bastırılmadan veya yokmuş gibi söylenmesidir. Bu özelliğe çok sık rastlanır: Boğmak - bomak, ağrımak - arımak, doğrulmak - dorulmak gibi. Burada dikkat edilecek husus " ğ" harfinden önce gelen ünlünün uzun veya çift ses şeklinde okunmasıdır.
 

Maniler

Zara-da söylenen maniler daha çok düz mani türüne girer. Düz maniler dört mısradan oluşur, hece ölçüsüyle söylenir. Birinci, ikinci ve dördüncü mısralar birbirleriyle kafiyeli, üçüncü mısra serbesttir. Bu manilere tam mani adı da verilir.

Ayrıca az da olsa ayaklı mani (hoyrat,cinaslı mani) türüne de rastlanmaktadır. Yöremizde söylenen bu manilerin konuları daha çok: aşk, ayrılık, keder ve kıskançlıktır.

Mani benim naçarım Mektup yazdım yaz idi Şu dağlar olmasaydı
Dilden güher saçarım Kalemim beyaz idi Çiçeği solmasaydı
Sizin gibi gençleri Daha çok yazacaktım Ölüm Allah-ın emri
Ökçem ile ezerim Mürekkebim az idi Ayrılık olmasaydı

 



Mektup yazdım kış idi Bahçelerde saz olur A benim bahtiyarım
Kalemim gümüş idi Gül açılır yaz olur Gönülde tahtı yarim
Daha çok yazacaktım Ben yarime gül demem Yüzünde göz izi var
Parmaklarım üşüdü. Gülün ömrü az olur. Sana kim baktı yarim

 



Deli koyun

Deli kurt deli koyun

Yarinden ayrılanın

Adını deli koyun.

Deyimler

Başını bağlamak Evlendirmek
Başının etini yemek Birisine isteğini sık sık tekrarlamak
Bir gövdenin bir çıbanı Ailenin tek evladı
Dövülecek yarması olmak Birisine işi düşmek
Dili dikilmek Çok susamak
Ezeleri eprimek Tüyleri diken diken olmak
El atmak Yardım etmek
İmanı gevremek Bir işi yaparken çok zorlanmak
Karalısı gelmek Gurbetteki birinin ölüm haberi gelmesi
Kepeği tükenmek Ölmek
Kokmuş sularla içilmek Çok uyumlu olmak
Mızgı düşmek Keyfi yerinde olmamak
Tilki uykusuna yatmak Çabuk uyanmak
Yüreği tükenmek Bir konuyu anlatmada zorlanmak,yorulmak

 

 

 

Yöresel Sözcükler

Ağartı Süt ve sütten yapılan mamullere verilen ad.
Ahbun   Hayvan gübresi.
Ayam Genel anlamda hava,  iyi veya kötü oluşu.
Beslek Kadın hizmetçi
Bıldır Bir önceki yıl
Buymak Çok üşümek
Caa Evlerde banyo yapılan yer
Çimecek Evlerde banyo yapılan yer
Çalhama Ayran
Çepellik Yağmurlu ve çamurlu ortam
Çıhı Küçük bohça
Çorlu Zayıf ve hastalıklı
Gicişmek Vücudun herhangi bir yerinde kaşıntı
Gödük Tahıl ölçme aleti (Yaklaşık bir teneke)
Ekis Sitem
Ecük Azcık
Fenikmek Güçten düşmek, yorulmak
Follamak Çarpma sonucu vücudun bir yerinin şişmesi.
Hahut Bozuk, işe yaramaz
Handabaş Kimseyi dinlemeyen, bildiğinden şaşmayan
Hayiplenmek Şımarmak
Hulig Az işiten
Pırtı Manifatura çeşidi
Puharik Soba veya ocak bacası
Sümsük Yumruk
Şirnimek Şımarmak
Yağarnı Vücudun sırt kısmı

A.MAHİROĞULLARI Dünden Bugüne ZARA s.171-172

 
Daha sonra mumlar yakılarak Çayda Çıra oyunu oynanır.

i. Güvey Hamamı
Bir gün öncesinden oğlan evi akrabalarının, konu komşunun, kız evinin gençlerini ertesi sabah için güvey hamamına davet eder. Oğlan evinin yakın akrabalarından biri düğünün bundan sonraki bölümünü ve masraflarını karşılamak üzere sağdıç olur. Hamama cümbüş , darbuka veya davul-zurna getirilir. Damat ve davetliler yıkanır. Daha sonra damat, hamamda bir berber tarafından tıraş edilir.Damat kız evi tarafından gönderilen iç çamaşırları ve gömleği giyer. Güvey hamamının bütün masrafları sağdıç tarafından ödenir. Hamam sonrası damat, arkadaşlarının koluna girer ve cümbüş eşliğinde davetlilerle birlikte güvey ekmeğinin yeneceği eve kadar yaya olarak gidilir.

j. Güvey ekmeği
Güvey hamamından çıkan davetliler oğlan evine gittiklerinde sofrayı hazırlanmış bulurlar. Güvey ekmeğinin Zara- daki baş yemekleri; üzerine bol tereyağı dökülmüş -İçli Köfte-, -Mantı- ve çayla birlikte diğer kahvaltılık yiyeceklerdir. Yemekler iştahla yendikten sonra, sıra dışarıda cümbüş veya davul zurna eşliğinde halay çekmeye gelir. Eğer düğün içkili olacaksa akşam sofralar yeniden kurulacaktır.

k. Gelin indirme
Ertesi gün öğlene doğru, oğlan evi önünde toplanan samenler, taksilere, minibüslere otobüslere binerek konvoy halinde kız evine giderler. Artık gelin için baba evinden ayrılık vakti gelmiştir. Gelin, özel olarak süslenmiş taksiye damatla ve yengeyle birlikte bindirilir. Renkli şifonlardan asılan diğer samenlerin arabaları gelin arabasını takip ederek şehirde bir tur attıktan sonra, gelinlikle tekke köyündeki Şeyh Merzuban Veli- nin türbesi ziyarete gidilir. Ziyaretten sonra nihai durak oğlan evidir. Ancak yolda her an bir çocuk grubu tarafından gelin arabasının önü iple kesilebilir. Bu nedenle sağdıcın cebinde çocuklara verilecek bol para olmalıdır.

Gelin eve girerken yüksek bir yerden damadın gelinin başına içerisinde para olan kuruyemiş atması adettir. Fakat son yıllarda bu gelenek giderek kaybolmaktadır. Damat gelinin koluna girerek gelini gerdek odasına götürür. Damat daha sonra dışarı çıkar. Son bir kez kapıda halaylar çekilir, oyunlar oynanır. Kız evinden gelen yenge ile birlikte -gelin odası- hazırlanır.

Köylerde düğün adetleri - öz- de aynı olmasına rağmen şekil bakımından ilçe merkezindekilerden bazı farklılıklar içerir. Örneğin; öz köylerinde geline -al yazmalı poşu- bağlanır, üzerine üç, beş telekten oluşan -tozak- takılır. Düğün günü güveyi davul zurna eşliğinde köyde gezdirilir. Köylüler tarafından güveyin boynuna çeşitli kumaşlardan -Yol- takılır. Davul- zurna eşliğinde güreş tutma köy düğünlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. -Baş- ta güreşen ve birinci gelen güreşçiye -Koç- verilir. Köylerde düğün evine -Bayrak- asmak adettir.

l. Baba ekmeği
Gelin indikten sonra ikindi namazını mütakiben oğlan evinin akrabaları ve yakın komşular baba ekmeğine davet edilir. Misafirlere çorba, etli yemekler, pilav, helva ve hoşaf ikram edilir.

Köylerde, baba ekmeğine katılanların oğlan evine hediye olarak para vermeleri adettir.

m. Gerdek
Baba ekmeğini mütakiben akşam namazından sonra İmam Efendi mevsim şartlarına göre evin içerisinde veya dışarıda oğlan evinin erkekleri ve damadın hazır bulunması ile bu izdivacın hayırlı ve uğurlu olması için dua eder. Nihayet damat önce babasının ve diğer hazır bulunanların elini öptükten sonra gerdek odasına götürülür. Eskiden damadın heyecanını gidermek için tam odaya gireceği sırada sağdıcın damada yumruk vurması adetmiş. Bu aşamaya -gelin ve güveyi el ele vermek- denir. Gelin ve güveyi, bu izdivacın hayırlı uğurlu olması dileğiyle -iki rekat namaz- kılarlar. Uzun bir süreç ve çeşitli aşamalardan geçen düğün nihayet -gerdek gecesiyle- son bulur.

Ertesi sabah gelin ve damat, kaynana, kaynata ve evin diğer büyüklerinin ellerini öperler. Birkaç gün sonra damadın gelini baba evine annesinin ve babasının elini öpmeye götürmesi adettir.

A.MAHİROĞULLARI Dünden Bugüne Zara 
Özlü Sözler ve Dualar

ÖZLÜ SÖZLER :   C. DUALAR :
Ağır ol ki, batman gelesin Allah işini rast getire
Ana olmak kolaydır ama analık etmek zordur Allah, kaza ve belalardan korusun
Arpa unun yoksa, tatlı dilinde mi yok? Allah, birini bin ede
Atın yerine eşek bağlanmaz Ah vah demeyesin
Boş çuval dik durmaz Allah, iki cihanda yüzünü güldüre
Bizim gelin bizden kaçar, başını örter, kıçını açar Allah, kesene bereket vere
Bu kar yağdı ki hem el üşüye, hem ayak üşüye Allah, dünya ahiret muradını vere
Dökeceksin ki toplayasın Allah, Halil İbrahim bereketi vere
Dosta çok giden ekşi yüz görür Allah, seni bir sütü temize düşüre
Davetsiz giden mindersiz oturur Berhudar olasın
El öpmekle ağız kirlenmez Cennet hatunu olasın
Evini tavuk eşiyor, çalımı dağdan aşıyor Darlık yüzü görmeyesin
Gurkun cücüğünü, güzün sayarlar Ermişlerden olasın
Herle ağzımı yaktı bir taş olaydı, tezek başımı yardı bir taş olaydı Erenler elinden tuta
Kanı kanla yumaz, su ile yurlar Gökten yağa, yerden toplayasın
Kalkacağın yere oturma Hızır elinden tutsun
Kork Abrulun beşinden, kömüşü ayırır eşinden Ömrün su gibi uzun ola
Otu çeker köküne bakarlar Toprak diye avuçladığın altın ola
Öküzün büyük olsun da çekmezse çekmesin Göğsünde ak tüyler bite
Ödünç, gülerek gider, ağlayarak gelir Ocağına Hızır uğraya
Ucuz etin yahnisi yenmez Pir ihtiyar olasın
Yazın yayla ile oba, kışın oda ile soba Su gibi aziz olasın
Yemeyenin malını it, yakasını bit yer Sen kimseyi incitmedin Allah ' ta seni incitmeye
Yiğidim yiğit olsun, durağım çalı dibi olsun Fadime anamıza komşu olasın
Yangın dediğin çıngıdan olur Yüzün ak ola

 

Beddualar

 

Adın kara yerden gele

İki yakan bir araya gelmeye

Allah seni davul ede

Karın ağrısına yatasın

Allah uyuz vere de, tırnak vermeye

Kur'an çarpa

Boyun yere devrilsin

Kapın kilitli kala

Boynun altında kala

Kara taşın altında kalasın

Ciğerlerin karala

Ocağın tütmeye

Ciğerlerin ağzından gele

Sesin kara yerden gele

Çehizi dürülü kala

Sandığın kilitli kala

Çul çaputa sarılasın

Yediğin boğazında kala

Dilin dişin kitlensin

Yere döşenesin

Ellerin teneşire gele

Yılan ola sürünesin

Eştiği kuyuya düşesin

Yetişmeyesice

Gidişi ola da , gelişin olmaya

Yağlı kurşunlara gelesin

 

ZARA FIKRALARI




KOLESTROL


ZARAMIZIN KÖYLERİNDEN BİR DELİKANLI KIŞ DÖNEMİNDE İSTANBUL'A ÇALIŞMAYA GİTMEK ÜZERE ZARA SEYAHAT OTOBÜSÜ İLE YOLA ÇIKAR. OTOBÜS ŞOFÖRÜ PEPENİN ŞÜKRÜ AMCA (YİĞİT LAKABIYLA ANILIR) AKŞAM ÜSTÜ AKDAĞMADENİ'NDE İHTİYAÇ MOLASI VERİR. BİZİM DELİKANLI ANNESİNİN HAZIRLADIĞI YOL AZIĞI ÇIKININI AÇAR (ELİÖPÜLESİ ANNE OĞLUM YOLDA AC KALMASIN DİYE TAVUK PİŞİRMİŞ, YUMURTA HAŞLAMIŞ,SAC EKMEĞİNİN YANISIRA KÖMBEYİDE İHMAL ETMEMİŞ MAŞALLAH) HEMEN YAN KOLTUKTA OTURAN YAŞLI AMCAYA "BUYUR AMCA ALLAH NE VERMİŞSE BİRLİKTE YİYELİM" DER İKRAMDA BULUNUR. YAŞLI AMCA ŞÖYLE YUKARIDAN SÜZEREK BAKAR "EVLAT ALLAH RAZI OLSUN BENİM KOLESTROLÜM VAR SANA AFİYET OLSUN" DEYİNCE DELİKANLI KOLESTROLÜN NE OLDUĞUNU BİLMEDİĞİNDEN "OLSUN AMCA ŞİMDİ BUNLARI YİYELİM YOLUMUZ UZUN İLERİDE DE SENİN KOLESTROLÜ YERİZ" DER.



cenazeden çıkınca

Dedenin biri birgün ekinli köyünden sivasa gitmek ister neyse köyün başına çıkar ve dolmuş bekler bakıyo gelen dolu giden dolu en sonunda bir dolmuşu durduruyo ve binmek istiyo şöför diyo yer yok amca binemezsin olsun ben arabanın üstündede giderim diyo ve biniyo neyse gidiyolar amma ve lakin cenaze tabutu var o zamanlar da hava esiyo soğuk dedemde bakıyo tabuta boş hemen giriyo ve uyuya kalıyo o sırada yolda giderken şöför 2 yolcu daha alıyo neyse sivasa 2 kilometre kalasıya dedem uyanıyo ve tabutu açıyo o sırada adamlar ölü dirildi diye aşşaya atlıyolar ve adamlar 2 ay şoktan çıkamadılar


traktör 
bundan bırkac yıl önce zaradan bır [ısmı lazım degıl] traktörcü buğday satmak ıcın ıcın sıvasın yolunu tutar. velhasıl satar buğdayı zaraya dogru yola koyulur.seyfe belıneı cıkar traktörle tam tpede traktörü peygamber vıtesı dıye tabır ettıgımız bosa sallar ama tabı fren falan da yok olsada tutmaz neyse seyfeyı gecer orda benzınlık varsolda polıs cevırır.derkı emmı radara gırdın der traktörcüde derkı yapma evladım der ne radarı.göstergem zaten 25 der.polıs yok der ceza kesecem der.bızımkıde polıse aynen ogul etme eyleme gel sen sür aha anahtar bu motor getmez okadar der neyse polıs bıner traktöre gaza basar yok yokus asagı gazlar yok gıtmez hız bellı. doner adamın yanına : emmi kusura bakma bızım radar bozuk herhalde yanlıs ölçtü var gıt yoluna...

HIRSIZ ULAN HIRSIZ 
ZARAMIZIN BAZI ŞAHSİYETLERİ VARDI CENAZE MÜDÜRÜ, GÜLPAŞA, EYÜPĞAN, KORSEBO,VS. BU HEMŞEHRİLERİMİZDEN VEFAT EDENLERE ALLAH RAHMET EYLESİN İNŞALLAH GÜN KAZANIP GÜNLÜK AKŞAM OLMADAN YERLERDİ BİR GÜN kÖR SEBONUN EVİNE GİTMESİNİ SAĞLAMAK İÇİN BİR ARKADAŞI YANINA GELİR "SEBO EVE HIRSIZ GİRMİŞ YENGE EVDE YOKMUŞ GİTDE BİR BAK" DEYİNCE SEBO GAYET PİŞKİN "KAPILARI ÜZERİNDEN KİTLEYİN ACINDAN GEBERSİN EVDE" DEMİŞ ARKADAŞI "ULAN SEBO HIRSIZ OĞLUM HIRSIZ DİYORUM" SEBO "EYYA GARDAŞ GARIDA EVDE OLMADIĞINA GÖRE DUVARLARI SÖKÜP GÖTÜRECEK DEĞİL HERDALDE DE" DER

taksi 

ZARALI BİR MÜŞTERİ İSTANBULDA BİR TAXİ'YE BİNMİŞ, TAKSİ YOKUŞ AŞAĞI GİDERKEN BİRDEN FRENİ PATLAMIŞ, ŞÖFÖR PANİK İÇERSİNDE HIZLA YOKUŞ AŞAĞI İNİYORMUŞ ZARALI; TAKSİ METRE YE BAKIP PANİK İÇİNDE DURDUR ŞU ARABAYI DİYEREK BAĞIRMIŞ SÖFÖR; DURDURAMIYORUM FREN PATLADI!!! ZARALI; TAKSİMETREYİ KAPAT O ZAMAN.

sahte para 

zaralı baba oğul evin bahçesinde otururken çocuk birden babasına döner ve baba bana 5 milyon verirmisin kız arkadaşımla buluşcam demiş. baba: neee 4 milyon mu napcan 3 milyonu oğlum 2 milyon neyine yetmiyo al şu 1 milyonun 500 bin lirasını geri getir.. çocuk babasına dönerek ehehehe nasıl kandırdım ama seni bana zaten 500 bin lazımdı vermiyeceğini biliyodum. babası way pislik demek verdiğim 500 sahte olmasa beni kandıracan deilmi yaşanmış olay

emme guş 

İstanbul`lunun biri ile zaralının biri Sultan Ahmet Camii önündeki kuşları görmüşler ve bizim Kayseri`li aaa guşlara bak demiş yanındaki İstanbul`lu da onlar guş değil kuş demiş ve adam şöle bir bakmış: -Emmede guşa benziyor demiş.


rahmetlı babanemden fıtıl olayı

rahmetlı babanemı babam doktora goturuyor doktorda fıtıl verıoo.eskıden altlı ustlu oturuyoduk dedemlerle babam babanemın yanına gıtmıs ana neyıtın ılacı kulandınmı dıee he ogul demıs yarısını kırdım onden yarısınıda arkadan attım desmıss )))(allah mekanıunı cenet eylesın has garıydı babanem ) )

satlık saman 

bi gun adam samanını okuz arabasına yuklemış ahırına doğru götururken arkasından da bi adam elı götunde gelıyormuş sonra bu arkasından gelen adamın yanına bi adam yaklaşır... s.a emmı bu saman senınmı ? evet benim kaça satıyorsun ? 10kuruşa der tamam alıyorum der ve parasını öder oysakı samanın sahıbı o değil ve satan adam derkı hayırlı olsun şöföre söle gideceği yere bırakasın neyse adam epey bi gidende sonra alan adamın evine yaklaşır ve geçmek uzereyken alan adam derkı bu tarafa kardeş samanın asıl sahıbı ne bu tarafa der? samanın şuraya yıkacağım der ya git kardeşim işine gucune kafamı buluyorsun der olurmu ya ben bu samanı az önce satın aldım der samanın sagibi benim sen kımden aldın der ve adama kızar adam da o paranın ustune soğuk bi su içer... bu olay zaramızda yaşanmış bi gerçek fıkra

iki zaralı garı 

ikitane zaralı garı pazar günü istanbul un en kalabalık yerine giderler oradaki kalabalığı görünce biri öbürüne anam öliyim ecep bura salı günleri nasıl oluyor gzı der

zaranın salı günleri 

bizim zaranın köylerinden ahmet.ile şakir iki kafadar istanbula giitmeye karar verirler ve isttabula giderler günlerden pazar günü istanbulun en kalabalık yerlerine giderler ve ahmet şakir,e bağırır şakir lan ecep bura salı günleri nasıl olur lan der

aslanmı oldu 
hikayemizin kahramanı zaralı durmus emmi .bir gün istanbulda yasayan gurbetcilerimizden bir tanesi memleketimiz olan zaraya tatile gelir rüyasında rahmetli babasını görür ve babası ogluna derki''oglum üsüyorum üzerimi kapat''der bu rüyanın etkisinde kalan adam sabah ilk isi babasının kabristanına mezar demiri yaptırmak üzere yola cıkar. mezar demirirnin fazla bir sekilde yapılması icin bol demirle durmus emminin yanına gider derki'' durmus emmi babamı rüyamda gördüm üsüdügunu söyledi ve üzerimi kapat dedi bende demirleri alıp geldim babama söle güzel bir mezar demiri yap''der.durmus amcada ''tamam haftaya gel al ''diye söyler kendisine .bir hafta gecer bunun üzerine ve adam mezar demirini almak icin durmus emminin dükkkanın yolunu tutar.''slm aleyküm aleyküm slm durmus amca bizim mezar demirini yaptınmı diye sorar oda tamam yegenim yaptım der ve yaptıgı mezar demirini adama gösterir adam hayretler icerisinde bu ne böle durmus emmi'' tabi bu arada durmus emmim malzemeden tasarrruf etmek icin mezar demirinin aralarını sık yapması gerekirken bol aralıklı bırakmıs''benim sana verdigim malzeme oldukca fazlaydı cıka cıka bumu cuktı okadar demirden der ve durmus amcam söle cevap verir '' BU MEZERİN İCERİSİNDE YATAN ASLANMI OLDU'' der

zarali 
çiftlikli mürsel ağa wardır namı değr mıgıç efendi ürtlerle kiwralığı bitmez birgün kürt kılavuzlu azamet uzakta arkası dönük birini görür we mürsel ağaya benzetir.yanına giderki o; yıw der mıgıç efendi yarım saattir bakıyorum arkandan çıkaramadım.mürsel ağa döner ve der ki;çıkarmıyaydın duraydı neye çıkardın...

MEKİR 
Serdar Ateşer namı değer lakabı cıdık serdar.Serdar bi gün bizim meşur tekel baii FAYIK KURT emminin dükanına getmiş.Demiş dayı bana birtane büyük CİN Fayık emmide serdar demiş CİN yokta MEKİR var demiş.Oda eskı zara istanbul arası çalışan şöför HEKMET abiyi göstermiş aha demiş MEKİR al bunu git.Demiş ne adam bu Fayık emmi

değirmenci (yaşanmış hikaye) 

(babam küçükken yaşanmış bi olay sizlerle paylaşmak istedim)vaktiyle bizim zarada değirmenlerden birinde hırsız bir değirmenci vardı.gelen müşterilerin fırsat buldukça buğdaylarını çalardı.bunun farkında olan bir nöbetçi değirmenciyi takip etmeye başlamış. kağnı arabasının üzerine yatıp, uyuyormuş görüntüsü vermiş.birde bakmış ki değirmenci kalkmış gödüğü almış eline hemen nöbetçinin buğdayından dört gödük alıp kendi çuvalına boşaltmış. sonra da gidip uyumuş.sonra nöbetçi kalkmış oda değirmencinin çuvalından dokuz gödük alıp kendi çuvalına boşaltmış.değirmeninde uyanık bir sucusu varmış.sabah olmuş yemek gelmiş yemek yerlerken sucu demişki;size bir bilmece soracam bakalım biliyormusunuz. iyi sor bakalım demişler...demiş ki vız geldi vız gitti dört geldi dokuz gitti.bu bilmeceyi bilin bakalım.öyle deyince değirmenci kulaklarına yukarı kızarmaya başlamış...nöbetçi değirmenciye bakmış. değirmencide nöbetçiye yalvarırcasına bakmış. yemeği yedikten biraz sonra gitmiş gardaaş elini öpüyüm ben ettim sen etme şu bizim beş godük buğdayı geri ver demiş. nöbetçide demişki; bidaha böyle bişey yapma al beş gödük buğdayı çuvalına koy demiş

o dırlasın dursun:)) 

Eskiden Zara'da kışlar çok sert geçerdi.Evlerin tümü sobalıydı.Sobada sadece oturma odasında yanardı.Kadınların hemen hemen bütün günü mutfakta geçer, mutfakta o ayazda kaz damı gibi olur du.Berber Aslan'ın karısı Saliha halada itin buza yapıştığı bi kış günü, dağ gibi bulaşığı yıkamış, akşam namazı için abdestini almış,zangır zangır titreyerek odaya gelmiş..Sobanın yanına seccadeyi serip namaza başlamış.Oğlu Edip öğretmende makata oturmuş, ertesi günün ders programını hazırlıyormuş.Namazın bitmesine yakın Saliha gayet sesli bi şekilde yellenmiş..Edip öksürerek anasına bakmış ama o hiç bişey olmamış gibi namazına devam etmiş.Namaz bitince dua ederek, huşu içinde seccadesini toplarken, Edip öğretmen: -'Allah kabul etsin ana' -'Sağ olasan canım yavrum' -'Yalnız ana bişey soracağım' -'Ne var ne soracaksın?' -'Abdesti bozan hallerden biride yellenmek değil mi ana?' Saliha önce eliyle hızlı hızlı poposuna vurarak 'o dırlasın dursun', sonrada elini kalbini üzerine koyarak ' sen buraya bak buraya kafirin eniği' demiş...

Poşa'nın oğluna öğüdü 
Poşa oğluna demiş ki:'Rezil olacaksan, sürüneceksen aha mektep, yoh adam olacaksan aha zurna'..:D:D:D

Sivas'ın köyü 

Sivaslının biri İstanbul'da berbere gitmiş.Berber sormuş 'Nerelisin?' diye..Sivaslı övünerek 'Sivaslıyım gardaş' demiş..Berberde adama oyun yapacak ya demiş 'abi siz şöyle mertsiniz böyle delikanlısınız,artık traşıda susuz köpüksüz olursunuz'.. Sivaslı da:' tabi abi ne suyu ne köpüğÜ' demiş..Bunun üzerine berber susuz ve köpüksüz almış jileti vurmuş adamın sakalına.. Sivaslının canı çok yanmış, bişeyde diyememiş.. bi iki jiletten sonra demiş ' abi aslında ben Sivas'ın köyündenim ' DD

Kaynanadan izin almadan hamama giden gelin.. 

Sivas' ta çok eski yıllarda aynı evi paylaşan gelin ve kaynana otururlarken, gelin çok üşümüş, kaynanasına hamama gitmek istediğini ve kaynanasının buna izin vermesini istediğini söylemiş.Kaynana da inatçıymış, gelinin günlerce yalvarmasına rağmen izin vermemiş hamama gitmesine.Birgün gelin gitmiş odasına, hamam bohçasını hazırlamış, giyinip kuşanmış, dış kapıya gitmiş, tam kapıdan çıkacağı sırada kaynanasına seslenmiş..'Ana gı aha ben hamama gidiyom, izin veriyon mu vermiyon mu?'.. Kaynana dışarı çıkmışki ne görsün, gelin zaten hazır hamama gitmek üzere, geline sinirli sinirli bakmış ve demiş ki:'Babıya olasıca bohcanı goltuğunun altına almışsın hamama gidiyon daha bana ne soruyon hemi, akşam olsun gişin gelsin seni şeele döndere döndere bir eğce zopa çaldırayımda gör ' demiş..Gelinde aldırmayıp kapıyı çekmiş hamama gitmiş:)))

zaralı kör durmuş emmi 

zaranın meşhur ustalarından kör durmuş emmi vardır kendisini geçtiğimiz aylar içinde kaybettik bi gün durmuş emmi içki parası bulamaz ve hızar hanenenin yolunu tutar ve tanıdığı bi hızarhaneci ustanın yanına gider (ismin tam olarak hatırlamıyorum) derki usta şu bizim çiflikteki kavakları sana satım usta derki tamam emmi gidek kesek der.tama ama der benim araba yok sen bi araba bul gidek usta araba bulur durmuş emmini maksatı içki içmek ya derki usta üzerimde para yok sen şurdan bir kilo etle bi büyük al orda da yer içer geliriz nede olsa kavak ları almayacanmı parasını üstünden kesesinder.Usta etle içkiyide alır giderler çifliğe usta bi bakarki kavakların en büyüğü 1 metre der canı yiyim durmuş emmi bunların nresini kesim durmuş emmi derki ben karışmam gidek kesek dedin aha geldik niydiyo san et sen bilirsin usat anlar oyuna geldiğini otrur eti yerler durmuş emmide içkisini içer gelirler....

 

Perşembe, 21 Ağustos 2008

Zara ilçesinde düzenlenen 10. Zara Bal ve Kültür 

Festivali'nde, geçen yılın ağası Mehmet Durmuş Koç, ağalığı bu yıl da rakiplerine kaptırmadı.Festivalin üçüncü gün etkinlikleri çerçevesinde, ağalık seçimi için yarışma yapıldı Toplam 5 kişinin ağalık için aday olduğu yarışma, 10 bin YTL ile başladı.Festival ağası adaylarından 3'ünün çekilmesi üzerine, yarışma Mehmet Durmuş Koç ve Hakkı Gümüşsoy arasında devam etti. Zaman zaman gergin anların yaşandığı yarışmada, ihale artırımında adaylar pes etmedi. Altın kemer sahibi eski güreş ağası Abdullah Polat'ın uyarısı üzerine adaylar arasında uzlaşma sağlandı.

Yarışmada, geçen yılın ağası Mehmet Durmuş Koç, 65 bin YTL ile 11. Zara Bal ve Kültür Festivali'ne kadar ağalığa seçildi.Bu arada festivali kapsamında, aralarında Emrah'ın da bulunduğu bazı sanatçılar konser verdi.İlçe merkezinde düzenlenen konserde sahne alan Emrah seslendirdiği parçalarla sevenlerini coşturdu. 2 parça için görüntü çekmelerine izin verilmesine tepki gösteren bazı basın mensuplarıyla sanatçının menajeri arasında tartışma yaşandı. Çevik kuvvet ekipleri, Emrah'ın korumalarının da karıştığı tartışmanın kavgaya dönüşmesini önledi.Festival kapsamında Kader ve Kiraz ile TRT sanatçısı Serhan Çekim Altıntaş da konser verdi.


suleyman abi





Turizm

PDF

Yazdır

E-posta

Yazar edward gein   

Pazartesi, 20 Ağustos 2007

Kızılırmak Zara' yı ikiye ayırır. Yukarı Kızılırmak Havzasının önemli kollarından Habeş Çayı ile de Yenicami mahallesinde birleşir. Anadolu' nun bütün yerleşim yerlerinde olduğu gibi Zara' da da akarsu kıyıları yoğun biçimde ağaçlandırılmıştır. Yaz mevsiminin yakıcı sıcaklarında bu ağaçlık alan ve önlerinden akan ırmaklar tatlı bir serinlik meydanı getirir. Buralar halkın yoğun piknik alanlarıdır.

Şerefiye Beldesi Karadeniz bölgesinin başlangıcını oluşturmaktadır. Çam ormanlarıyla çevrilmiştir. Pek çok yerde kaynaklar bulunur. Buz gibi suların aktığı bu kaynaklar da piknik için ideal yerlerdir.

Bu beldemizde bulunan Sülük Gölü yurdumuzun bir çok yöresinden gelen insanların zaman zaman uğradıkları önemli mesire yerlerinden birisidir.

Diğer taraftan Zara çevresinde ki Kösedağı, Beydağı ve Gürlevik dağlarıyla, Kaz Gölü, Tödürge Gölü, çeşitli av hayvanı türlerini barındırmaktadırlar. Bu alanlar av meraklıları için bulunmaz fırsatlar sunmaktadır.

 

Tödürge Gölünde Sivas Cumhuriyet Üniversitesi tarafından her yıl çeşitli su sporları yarışmaları düzenlenmektedir. Halkın da katıldığı bu yarışmalar ve sonrasında ki çeşitli eğlenceler tam bir şenlik havasında geçmektedir.

İlçemizin sınırları içinde en büyük göl olan Tödürge Gölü, Demiryurt Gölü olarak da bilinir. Yüzölçümü yaklaşık 3.3 kilometrekaredir.Hafik ve Zara arasında Kızılırmak' ın 1.5 km kuzeyinde, 39 derece 53 dakika kuzey, 37 derece 36 dakika doğu koordinatlarındadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1295 metredir. Adını Zara' ya bağlı Tödürge (Bugünki Demiryurt) köyünden alır.Tödürge kelimesi, eski Türk boylarından Dodurga' nın adının değişmiş şeklidir.

Sığ olan Tödürge gölünün çok büyük bölümünde derinlik 4 m den azdır. En derin yeri kuzey kıyısının 500 metre açığında 26 metreyi bulur.

 

 

Tödürge gölü çevresinde kuluçkaya yatan kuşlardan tespit edilebilenlerden Tepeli Batağan, Kızıl Boyunlu Batağan, Leylek, Angut, Kılördek, Karaçaylak, Deniz Kartalı, Saz Delicesi, Turna, Uzunbacak, Kızılbacak, Sumru örnek verilebilir.

Gölde 17 çeşit balık yaşamaktadır. Gölde bulunan tatlı su balıklarından bazıları Bayağı Sazan, İnci, İnci Kefali, Kefal ve Kaya Balığıdır.

Tödürge Gölünün kuzeyinde yer alan Tepecik höyüğü ve kuzeydoğusunda Gökparmak sırtları eteklerindeki Çil Hasan mevkiinde yer alan Kültepe Höyüğü ilçede bulunan en eski uygarlık kalıntılarıdır. Kültepe Höyüğü 20 metre yüksekliğinde büyük bir höyüktür. Kalkolatik çağda iskan gördüğü uzmanlarca belirtilmektedir.

Demiryurt köyünün içerisinde, kuzey kısmında bulunan pur kayalıklara barınma, sığınma amacıyla kazılan pek çok mağara, mekan mevcuttur. Söz konusu kaya mağaraları, kolayca işlenen pur kayalara yan yana ve alt alta oyulmuştur. Küçük mekanlar halindedirler.

Bazı kısımlarında taş ve horasanla örülmüş duvarlar ve gözetleme delikleri görülmektedir. Odalarda birisinin duvarında haç işareti vardır.

Demiryurt (Tödürge) köyü mağaralarının MS.2.-3. yüzyıllara ait olabileceği uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.

 

Zara'nın Yenicami ve Kızılırmak mahallelerinde bulunan Hakkı ŞENOL, Sami TÜRKİSTAN, Mehmet ŞENOL, Halil İŞÖZEN, Nuh CANTÜRK, ve Feyzullah TÜRKİSTAN ' a ait altı ev, anıtlar Yüksek Kurulu tarafından koruma altına alınmıştır. (13/11/1982 tarihli A-388 no2lu karar)

Bu evler eski Türk Evlerinin karakteristik özelliklerini yansıtması bakımından ilginçtir. Kültürümüzün belkide en önemli ürünlerinden biri olan evlerimiz, aynı zamanda en şanssız kültür mirasımızdır. Halil İŞÖZEN'e ait olan ev, tamamen kendi kaderine bırakılmış olduğundan harap durumdadır. Mehmet ŞENOL' a ait ev de aynı durumdadır. Diğerlerinde sahipleri oturduğundan nispeten iyi durumdadırlar.

Anonim mirasımızın eseri olan bu evler ahşap yapılardır. Dikkati çeken en önemli yönleri ağaç işçilikleridir. Odalarının ahşap tavanlarıyla, dışarıya taşkın olarak yapılan çatılarının iç yüzeyi ağaç işçiliğinin güzel örneklerini sergilemektedirler.

 

Ulaşım PDF Yazdır E-posta

Yazar edward gein   

Pazartesi, 20 Ağustos 2007

İlçemiz E-23 Devlet Yoluyla Sivas ve Erzincan İlleri ile Hafik, İmranlı ilçelerine, il yoluyla da  ;

Suşehri,

Şebinkarahisar,

Koyulhisar,

Divriği  İlçelerine,

Bolucan,

Beypınarı,

Şerefiye Nahiyelerine ve Ordu iline bağlıdır. 

İlçemizde TCK.162. Şube Şefliği bakım ve onarımında 387 km asfalt, 23 km. stabilize yol mevcuttur.

Sivas – Hafik – Zara karayolunun ihalesi yapılmıştır. Yolun Hafik kısmıyla  Zara Çevre Yolunda çalışmalar devam etmektedir.


 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=